mirovê kor û kuçikê reş: ûtopyaya zdzislaw beksinski


zdzislaw beksinski nîgarvanê polonî ye. li ser resîm, wêne û peykerî xebitiye. stîla wî surrealîst e.

gava memko lavê xwe kuşt


memkoyê hêwilnak çavên xwe bi xofeka mezîn vekiriye. lavê vî di destên vî de rûhê xwe jê diçe. li serê vî xwînek diherîke ber bi stuyê vî.

yên bêjin memko lavê xwe bi destê xwe kuşt.
navê lavê xwe jî memko ye. memko lavê memko. memkoyê piçûk dibû ku bibûya mîratgirê eşîra şekakan.
ê niha bi awayekê bêdengî xêrhatina jiyaneka nû dike.

nehiştin. fitnekaran jehrkirin hişê bavê vî. êdî pir dereng e.

mirin hem tehl e hem şirîn e. hem xof e hem aramî ye. xûye dike ku tehl û xof bûna wê ji bavê re maye, memkoyê piçûk aramî û şirînî hilgirtiye û diçe.


nîgar: ilya repin, “ivan lavê xwe dikuje” (1581)

ölümlü bir elin intikamı.


dev bir kaya var. en tepesi kağıt gibi ince ve sivri. insanlar o kayaya tırmanıp bir ayin eda eder gibi intihar ediyorlar. hepsi aynı şekilde. ellerindeki bıçakları, kendi bogazlarına saplayarak. fiziksel bir zorlama olmadan. tamamen kendi iradeleriyle. kimisi en tepeye ulastığında bunu gerçekleştiriyor kimisi henüz ortalardayken. bedenlerinden akan kan kayanın yamacındaki çalılıkları suluyor. hayır, bir düzeltme yapmam lazım. çalı değil daha ufak otlar onlar. sonbahar yağmurlarıyla yeniden doğan otlar gibi. ölü bedenler bir süre sonra kayanın dibine doğru yuvarlanıyor.
o kayaya tırmandım.
niçin yaptım bunu bilmiyorum. hatırladığım tek şey, o sonu gerçekleştirmek için oraya tırmanıyordum. yolda tereddüt eden iki yaşlı insana bıçaklarını boğazlarına saplayıp ayinlerini tamamlamada yardım ettim. içlerinden birisi vazgeçmek istedi. biraz zor kullanmak mecburiyetinde kaldım. içimdeki dürtü bunun kutsal bir bir görev olduğunu, muhakkak herkesin yapması gerektiğini söylüyordu. en tepeye ulaştığımda kan kırmızı bir gün batımı vardı. güneş de bir çeşit kızıl elma olmuştu.
sonra nasıl olduysa aşağı indim…
en tepedeyken bıçakları boğazıma saplamayı unutmuştum.
elimde iki bıçakla şehirde geziyordum. köy de olabilir.
sonra şehir bir suriye şehrine dönüştü. başlangıçtaki ütopik durum kayboldu. daha gerçekçiydi. ama ellerimdeki bıçaklar. onlar elimde duruyordu öylece. iç savaş vardı. birçok farklı grup çatışıyordu. kürtler vardı, birinci grup araplar -bunlar bizim desteklediklerimiz olmalıydı-, biz kimdik, ikinci grup araplar, kürtleri destekleyen araplar, kendimi kürt olarak mı tanıtmalıydım, kürtlerden nefret eden araplar, hristiyanlar, işid, ve daha birçoğu… bulunduğum şehrin, köy de olabilir, kimin hakimiyetinde olduğunu kestiremiyordum. insanların beni karşı cepheden biri zannetmelerinden korkuyordum. işid kontrolunde bir sehirde kürt olmaktan korktum. esad’in eline düşmüş bir cihatçı. ama her nedense o bıçaklardan kurtulmayı beceremiyordum. ellerimdeki bıçakları göstere göstere sokakları geziyordum. tir tir titreyerek.
kayaya tırmanırkenki sahip olduğum soğuk kanlılık yok olmuştu.

anlatmayı kesti. belki de hikaye burada bitiyordu.
sonra pencereden yağan karı izliyormuş gibi dalıp gitti.
Sormadım.
geçen 3 yıl boyunca nereye kaybolduğunu, neden ailesi dahil kimseye haber etmediğini.
muhtemelen aynı yalanı söyleyecekti bir uzak doğu ülkesinde yüksek lisans yapıyordu. herkese farklı bir ülke ismi söylemişti. japonya, hong kong, malezya…

crow series – homo sapien şapşalı ile gezegeni paylaşmak


aynı yaşam alanını paylaştığımız homo sapiens, içinde birçok çelişki barındıran bazen cahil, yıkıcı bir varlık bazen ise çok merhametli ve sevimli olarak çıkıyor karşımıza – bu şapşal canlıya karşı nasıl hareket edeceğimizi kestiremiyoruz.

fotoğraf: C.V. Subrahmanyam, ‘degerli bir dost’

evet. pek dost yanlısı bir tür olmadığımız söylenir. çokları bizi itici ve soğuk bulur. ama herşeye rağmen bu insan şapşalların bazısını görünce kaynaşıveriyoruz.

qeyd û bend; hebek mohsen namjoo hebek ciwan haco


îro bi xêra kanala gîska gerok (youtubewan) rastê ciwanek kurd hatim; azîzko. an gorê gotina xwe 70% avahisaz e. ango mîmar. 30% jî ya din e. yanî hûnermend e. enstrûmana xwe lê dixwe û kilamên xwe dibeje. çirokên xwe tine ziman.

navê grûba xwe qeyd û bend lê kiriye. lazîm ninû em stîla wî dabeş bikin lê ez bi kurtasî bejim; hem tahma mohsen namjoo hem jî bêhna ciwan haco heye.

de warin em gûhdar bikin.

by the way, ee kanala gulêê çi xweş bû. dive ez carek qala wê jî bikim.

gîska gerok û qeyd û bendê bişopinin.

Xwedê dilovan bide rehetiyê.

ez çûm.

sonsuz yaşam korkusu üzerine.


fakat. sonra adam uykuya daldı—- uyku bir çeşit bedenden ayrı yolculuk etme durumudur. bir et kütlesinden oluşan bedenini bir yere parkedip ruhunu alıp gidersin. sonra tekrar gelip o bedeni hareket ettirip kaldığın yerden devam edersin. araba gibi. ama onun için öyle olmadı. geri geldiğinde bedeni çalınmıştı. bu işle uğraşan birileri varmış. yeni bir örgüt. ölmemiş-ama-ruhsuz-bedenlerin peşindeler. laboratuvarlarında kullanmak için topluyorlar. bunun için özel bir teknik geliştirmişler. açık alanda uyuyakalan insanları avlıyorlar. otobüs durağında uykuya dalan bu adam da tam aranan cinsten.

bedenini çaldıran adam sonsuz boşlukta kaldı.”ölüm” dedi. bedenin yoksa ölüm nasıl olacak.
bir beden lazım ölmek için. savaş uçakları köyü bombalar, etrafa parçalanmış bedenler saçılır. ölümler. asansörün boşluğuna düşüp yere çakılır dikkatsiz işçi. birkaç saat sonra yanında hafiften pıhtılaşmış bir kan kümesi birikir. ölüm. veya ani değil öyle, çürüyüp giderek. 80 yaşında yatağında cildi büzüşmüş olarak. elveda.

….
when I’d still had a body.
….

ölümü çok takmaya başladım galiba. taptaze bir sendrom. James bunun için 30 yaş sendromu dedi. geçermiş. evet 20 gün önce 3.0 sürümüne geçtim. yaşlanma.

yavaştan geçmişin bazı bölümleri bulanıklaşıyor. geçmişim denize dökülmüş gibi. birazı yüzüyor. birazı batık-kayıp.
anılarım var ama imgesel. erzurum’un yaylasında büyük bir kayanın üzerinde kayadaki yosunlar koparılıyor. neden o detay?

istanbul var. düşündüğümde dağınık bölümler var. bir kısmı….
kopar….c
ne.

bir yerde hayatım sona ermiş gibi. ama tam olarak nerede. kestiremiyorum.

türkiyeli değilim artık, asyalı, koreli hiç değilim. hiçbir yere bağlı değilim. sorumluluk yok, nefret yok, önyargı yok, …
serbest salınım.
tarafsız sahada oynanacaktı maç.
ama beklenmeyen şeyler oldu.
….

abbas kiarostemi û yaşar kemal


ber mirina xwe abbas kiyarostemi dixwaze straneka taybet gûhdar bike. û keçikeka bedew seba wî stranê distirine.

gava ku min ew vidyoya dit yaşar kemal hat bira min.
çaxa ku sitranên aynur doğan gûhdar dikir wî jî werg temaşa dikir.

maslahatım.


 

fani.nokta.fani.nokta.fani.nokta.fani. 

Türkiye’ye dönmek, evli olmak, tekdüze işlerde çalışmak…


baharın en güzel günlerindeyiz madem, yeni bir başlangıç olsun.
bir blog bu. 9 yıldır burada. kayda değer bir süre. o yüzden devam etmeli.
bu blog başta öznel bir günlüktü. yazma pratiği için tutulan bir eskiz defteri gibi. sonra birilerinin okuduğunu fark ettim. hatta yakınlarımdan kimseye bahsetmesem de ailem tarafından da farkedildi.
o yüzden artık burada ne yazacağımı bilemiyorum.
hep güzel müziklerden, kargaların gizemli dünyaları gibi şeylerden bahsetmek istiyordum.
sonra baktım her defasında kendimi istemeden ifşa ediyorum. her seferinde bir suçluymuşum gibi geliyor.
ama
artık sorun değil. böyle bir ortamda yüzleşmek lazım kendinle.
kimim ben.
bir yurtdışı kaçkını.
ne yapmaya çalışıyorum. ne istiyorum..
Türkiye’ye dönmek, evli olmak, tekdüze işlerde çalışmak… bilmiyorum henüz bunu isteyip istemediğimden emin değilim.
siyasi çizgim.
yok öyle bir şey.
tüm politik çevrelere olabildiğince aynı uzaklıkta, olabildiğince aynı yakınlıktayım.
neden farklı dillerde yazıyorsun burada.
seviyorum. nokta. o yazıların içeriğini merak ediyorsan sor tek tek çevireyim sana. korkma anarşizm manifestosu değil onlar.
buradayım.
dileyen olursa çaya beklerim.
bu arada güney kore çok tuhaf bir yer. her şey çok tıkırında. bir süre sonra yaşamadığını zannediyorsun. galiba hayata temas en çok sorunlarla hissediliyor.

görselde, seul’de bir sokakta karşılaştığım bir şey. bi mini tablo. sokakta.

zikaka istiklalê û kilamên bi farisî.


min 5 salan li kêleka taksimê jiyana xwe derbas kir.

li vê derê herî zêde ew stranbêjên li zikaka istiklalê stran digotin kêfa min dihanin.

ji tembûra kurdan hetta tuluma lazan bi her enstrumanê deng çêdikirin.

ji zazakî hetta zimanê hindî bi her zimanî digotin.

carekê jî rastê wan beççeyên (zarokên) îranî hatim. stranên bi farisî digotin.

navê wan stranan; “yar-e debestane men” û “îran”

ji xendê wê hûn dikarin hesabê min ê youtubeê jî bişopinin. hê zêde video tûneye. lê ez ê ji qedên cîhanê ji we re videoyan bikişinim û barkim:

https://www.youtube.com/seyahatya

manuş babayê kurmancan; yunus dişkaya


ji xwe re dibeşe “ev sanatçısı”. yanê stranbêjê malê.

bi amatorî  mûsika xwe çêdike.

lê pir profesyonel e.

jiber ku popûler ninû û albûma xwe jî tine em dibejin amator.

manuş baba û dodan jî çend salan berê pir amator bûn.

me ji wan hezdikir. min li wir kilameka manuş baba jî hetta parwe kiribû.

niha herdû jî di destên me de firin û çûn. ma me re yunus dişkaya. em qimeta wî bizanin.

keşka yunus dişkaya her tim wisa amator bimine li mala xwe ji me re helbestên kamiran alî bedirxan, cegerxwin, sebrî botanî…. hwd bixwine…

qulinga mem ararat û fîlma lila


bila wa li vir bisekine.

û

paşê çend peyv li vir binivîse.

dengê mem ararat. ecêb e, right?

min ew fîlma bê strana mem jî temaşa kir. lê kemasiyek hebû.

çima blog. ji kê re dinivîsim?


ew dilemmaya hemû bloggeran e; ez çima wextê xwe bi blogê xerç dikim?

yan jî eke fêrîkê ûsiv digot; ji kê re dinivîsim? (tu vê meseleya fêrîkê ûsiv zanî? ger nizanibî;  bnr)

ew bû 7 sal ku cinorek heye. min sifte tenê bi tirkî dinivisi paşê başlê kir car caran bi kurdî dinivîsim. nizanim  gava ez bi kurdî dinivisim kesek dixwine ya na.  lê tahma kurdî xweşiktir e.  ger tenê ez bi xwe bixwinim jî dixwazim hêdî hêdî cinorekê bikim bi temamî kurdî.

blog  çêkirin….

merî çima ji xwe re teşqeleyeka wusa derxine û wextê xwe bi vê bikuje?

1. nivîsandinê hin dibî.

blog seba te dibe atolyeya nivîsê. paşê vedigerî postên xwe yên berê dixwinî û şaşnivîsên xwe dibinî û rast dikî. yanî ger bixwazî xweş binivîsî ji xwe re blogek çêke. gellek nivîskarên meşhûr jî werg dikin. mina neil gaiman, etgar keret….

2. jibir nakî.

blog mina xatirat e. gava çend salan binivisî ew dibe deftera bîreweriyan. dibe mala te yê online. seba min, cinorek jî wusa ye.

3. hevalên nû çêdikî.

çimkî gava yek bi aliyê bloga te peyamek ji te re dişine tu kêyfxweş dibî. ew ji gellek tiştan xweşiktir e. min bi xêra cinorekê xeylek hevalên hêja naskirin. bi hinekan ji wan re em rûniştin me ça xwe vexwar.

4. alikariyê mirovan dikî.

terifa germiya tirşikê dinivîsî, xwendewanek bi terîfa te ji xwe re li mala xwe germiya tirşikê çêdike. ew kêyfxweş dibe. tû bextewar.

5. pere qezenç dikî.

na min kêfa xwe kir. blog şûna pere qezenç kirinê ninû. erê dikarî hinek pere qezenç bikî mina bloga me yê seyahatya.com. lê ew pereya ne tiştekî hêja ye ku em qîmet bidinê.

li welatên biyanî mina kore, çîn û japonyayê bloggerên pir pere qezenc dikin hene, lê li welatê me ew zor e. bi taybetî bi kurdî ew pir pir zor e.

6. dibî meşhûr.

bi nivîseka din ez ê qala bloggerên meşhûr bikim. li benda wê bin.

nûha hûn jî blogeka xwe vekin û destpêbikin binivisîn. lê bi kurdî.

bi hezaran bloggerên tirki-nivîs, ingilizî-nivîs hene. ji me re blogên kurdî divet.

xwedê bide rehetiyê.

 

intihar anımı sabote eden koca göbekli bando şefi. 


intihar oranın dünyada en yüksek olduğu bir ülkede yaşıyorum. henüz bir vakıayla canlı olarak karşılaşmadım. ama eğer karşılaşırsam intihara yeltenen kişiyi edip cansever’in şu hikayesiyle ikna etmeyi düşünüyorum; 

“genç bir kız tanımıştım. üstelik çok da güzeldi. işte o genç ve güzel kız bir sabah kalkıyor ve intihar etmeye karar veriyor. giyinip süsleniyor üstelik. ilaç dolabından iki tip nembutal alıp masanın üzerine boşaltıyor. tam o sırada bir bando-mızıka takımı geçiyor kapının önünden. genç kız içgüdüsel bir hareketle pencereye koşuyor. gözü bando şefinin göbeğine takılıyor nedense. çılgınlar gibi gülmeye başlıyor. sonra da… masanın üstündeki nembutal tabletlerini avuçlayıp konfetiler gibi savuruveriyor pencereden.”

oradaydım ve cinayeti gördüm. 


tabancadan duman çıkmıştır şimdi.

biraz da barut kokusu odaya. 

o şimdi ne yapıyor şu anda. orada. o tek odalı evde. 

donmuş bir vaziyette duvara bakıyordur belki. oradaydım ve cinayeti gördüm. veya filmdeki kötü adam karakteri gibi bir kahkaha ile gülüyordur. 

hayır hayır. bir çocuk o. korktu. ellerini kulaklarına götürdü ve kurtarılmayı bekliyor.  

ne düşünüyor acaba. 

bir ceset yok ortada. 

ama silah ve barut. 

%d blogcu bunu beğendi: