stephan hawking’e mektup


evdeki görsel eşyalar, evcil hayvanlar, bir evcil hayvana sahip olmamam, aslında bir evimin olmaması, adobe, birileriyle zaman geçirmeyi teklif etmekten utandıkları için yalnız yaşayan insanlar, ben, babam ve amcalarım, çok çalışan ama niçin çalıştıklarını bilmeyen yetişkinler, akıllı telefonlar, haberleşme applikasyonları, amelie filminde oynayan fransız kız, koreli garsonlar, kimçi, kamboçya’da aynı sokakta 3 adet kore restoranın olmasına rağmen seul’de bir khmer restoranınn olmaması, khmer’in kamboçya halkının bir diğer adı olması, pol pot, fransızlar, eğitim sistemi, türk dini cemaatlerinin dünyayı sömürmesi, okulda populer biri olmamam, hayalimden çıkmayan kim chi su, rüyalarım, akplilerin aslında birer zombi olduklarını anladığım kabuslarım, ebu bekir el bağdadi, galatasary, germiya gerandi, sevgili stephan hawking, himayenize girebilir miyim, lütfen?

Sen iyimser misin kötümser mi? Bilmiyorum, iyimserim galiba.

DSC_0026 (2)

Fotoğraf: Seyahatya Podgorica Gezi Notları

Reklamlar

Kelebeğin Rüyasındaki Ermiş


“Günün birinde ermiş, rüyasında kelebek olduğunu görmüş. Uyandığında kafası karışmış. Kendi kendine şöyle demiş: ‘Ben mi rüyamda kelebek olduğumu gördüm yoksa kelebek mi rüyasında ben olduğunu gördü?’

(Kelebeğin Rüyası, Yılmaz Erdoğan)

Ermişin mp3-çalarındaki dans şeysi; Prayers

Bir Fotoğraf Bir Hikaye: Temsili + Temsili + Gerçek


DSC_0246

Seul’de bir sabah vakti. Sokakların henüz çok yoğun olmadığı bir an. Fotoğrafta 3 imge var:

– 1980’li yıllarda gerçekleştirilen kentsel dönüşümü simgeleyen harabe duvar parçası – temsili anıt.

– Kore mitolojisinde özel bir yeri olan (bundan daha sonra bahsederim) bir ayı –temsili heykel.

-Ve bir dünya hakikati, tüm gerçekliğiyle bankta uyuyan evsiz insan –gerçeklik.

 

 buda tapınakta uyurken


Tayland’da Yatan Buda Tapınağı (Wat Pho)‘nun girişi.

Processed with VSCOcam with x1 presettapınağın içerisinde ülkenin en büyük buda’sı uyur vaziyettedir. insanlar akın akın tapınağa buda’yı ziyaret etmeye gidiyor. muhtemelen onun ailesi de onu orada bırakıp içeriye, buda’yı görmeye, dua etmeye gitmiştir.

Tayland Gezi Notlarım

Kore Mutfağından Mütevazi Bir Akşam Yemeğim


#bokkımbap,  #gimbap, #kimçi ve korelilerin çayımsı çorbaları.

Processed with VSCOcam with g3 preset  Seyahatya.com sitesinde yayınlanan Kore mutfağı ile ilgili yazılarıma buradan bakabilirsin.

Japon Fotoğrafçı Fukase’nin Kargaları


Bugün bir Japon amcanın kargalarıyla tanışacağız. Ben kendisini bir cinorek takipçisi vasıtasıyla tanıdım. Cinorek Karga Arşivi’ne güzel bir ekleme oldu. Aslında sadece kargalar üzerinde çalışmış biri değil ancak en çok karga fotoğraflarıyla biliniyor.

Masahisa Fukase 1934 yılında Japonya’nın Hokkaido şehrinde doğdu. 1952 yılında Tokyo Nihon Üniversitesinde Fotoğrafçılık bölümüne girdi. Okuldan mezun olduktan sonra 1956 yılında Dai-lchi isimli reklam şirketinde işe başladı. Burada çalışırken profesyonel fotoğrafçılığın yanında sanatsal fotoğrafçılığa da devam etti.  Ve kısa sürede iki sergi açma başarısına ulaştı.

1974 Fukase’nin kariyerine çok önemli basamaklar ekleyen yıl oldu. Meslektaşları Shomei Tomatsu, Eiko Hosoe, Noriaki Yokosuka, Daido Moriyama ve Nobuyoshi ile beraber ‘The Workshop’ isimli okulu açtılar. Aynı yıl çalışmaları John Szarkowski ve Shoji Yamagishi’nin küratörlüğünde ‘Yeni Japon Fotoğrafçılığı’ adı altında Modern Sanat Müzesi’nde sergilendi.

Tüm bu kariyerindeki başarılara rağmen biraz huzur bulmak için doğum yeri Hokkaido’ya döndü. İşte kargalarla olan serüveni de burada başladı. Fukase bu dönemde siyah kuş fotoğrafları üzerine çalıştı. Ki bu çalışmalar onun ileriki hayatında sembolü olacak olan çalışmalardı.

1992 yılında geçirdiği talihsiz kaza Fukase’nin sanatçı kariyerini vakitsiz olarak bitirdi.

Fukase çalışmalarında kişisel meditasyon ve insan varlığı üzerine odaklanmış bir sanatçıdır. Onun kasvetli karga fotoğrafları, onun yalnız ve problemli hayatını yansıtır. Ve ayrıca Fukase’nin kargaların muhalif izole yaşamlarına duyduğu minneti sembolize eder.

Fukase 9 Temmuz 2012 de öldü.

Not: Yazıyı hazırlamada Robert Mann Gallery’nin İngilizce broşüründen yararlandım.

İngilizceden çeviriler Cinorek’e ait olup, hatalı kısımlar varsa lütfen bildiriniz.

Ves-selam.

twitter.com/cinorek

İstanbul’un Kenar Bir Mahallesinde Şehrin Işıkları


İstanbul’daki son günlerimden. Anadaolu yakasında bir kenar mahalle; Pendik, Kavakpınar.  Şehrin ışıkları göğün ışıklarına karışmış türkü söylüyorlar. Gündüz yağan yağmurdan kalan su birikintileri de arada bu türküye eşlik ediyor.

Niye şimdi bunu paylaştım ki… Bilmem belki şehrim özlem olmuştur içimde….

twitter.com/cinorek

25. Tavaf Başarıyla Sona Erdi; Mutlu Yıllar!


Bugün doğum günümmüş ki… İhtiyar gezegenle beraber güneşin etrafını 25 kez turlamışız ki.  Yorulduk mu ne, şurada biraz oturup piskewitten yesek ya…

birthdaySonrasında zaman temalı bir müzik mi dinlesek. Kimse henüz bana doğum günü video-öyküsü hazırlamadığı için elinkinden faydalanacağız.:

Motorcycle Diaries – De Usuahia a la Quiaca – G. Santaolalla

Pirinçten Olsun


Pirinç Uzak Doğu kültürünün temel yapı taşı. Pirinçce yemek yedikleri gibi pirinçce konuşurlar, pirinçce yaşarlar. Dillerinde pirinçle alakalı bir çok deyim vardır. Beğenmedikleri bir iş teklifi veya projeye ‘bu benim karnımı pirinçle doldurmayacak‘ derler…

Ve tabiki böyle bir toplumun el sanatları da pirinç yapıtaşlı olacaktır. Burada pirinç saplarından güzel şeyler yapan bir amca ve hünerleri var. Onu Namsangol Hanok köyüne gittiğimde gördüm.

twitter.com/cinorek

—————

Not: Bundan sonraki yazılarımın mail olarak gelmesi için sitenin sağ üst köşesindeki kutucuğa mailinizi yazıp gelen maili onaylamanız gerekmektedir. Diğer Güney Kore notlarım için:

G. Kore Gezi Kitabım

Maide-i ez Khoda


111

Gitti menemen, geldi ciğer…

twitter.com/cinorek

Ama Arkadaşlar İyidir…


Masamdaki arkadaşlarım da iyidir…

bizimkiler

Biz kimiz;

Bir cinorek, bir kaktüs, bir kaç kalem, bir ‘le arkadash’ ve konuk oyuncu-kitabımız…. Bu aralar misafirimiz Osmanlıca konuşan birisidir; ‘Çalıkuşu’ Reşat Nuri’den…

Biz varız, biz mutluluk üretiriz odamızda, masamızda,,, Kimi zaman bir günlük sayfasında kelime yarıştırırız, bazen eskiz defterimizde sketch oynaşırız, gahi de boş boş bakışırız böyle, sırt sırta…

twitter.com/cinorek

Şehrin Ölümü; Zeytinburnu Yaratıkları, Gezi Parkı, 3. Köprü…


Şair yıllar önce bakın nasıl anlatmış şehrin ölümünü. Üstelik şehri öldürenlerin pek sevdiği bir şairdir o. Şehir an be an ölüyor, biz ölüyoruz…:

Duvarlar çıkıyor önüme
Şehrin mahpus yüklü duvarları
Hiçbir sır kalmamış ardında hiçbir duvarın
Nereye gitti diyorum benim elbisem nerede
Şehir soyunmuş diyor biri
Şehrin elbisesini çalmışlar
Bütün şehir çöküyor yüzünde bir insanın
Şehir boğuluyor içinde insanların kan gibi bir sesle
Mor bir kabus çöküyor üstümüze
Parkta son ağaç da ölüyor intiharı hatırlatan bir ölümle

gezi3
Veda çizgisi 
Kalabalık toplanıyor büyük meydanlara 
———————— Aşka veda 
İnsanlar geçiyor yollardan 
———————— İnanca veda 
Şehir kapanıyor içine 
———————— Toprağa veda 
Dolaşıyor bir heykelin taştan eli üstlerinde insanların 
Kuşlar göç ediyorlar bulutlar göç ediyorlar 
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların 
———————— İnsana veda 
gezi-parkı-slogan
Bir gezgin adam 
Bir adam belki de en çok bir rüzgardır şimdi 
Sisli yabancı gölge gibi gezgin bir rüzgar 
gezi2Şehri bir yabancı gibi dolaşıyor 
Şehrin mabetleri bir bir tükeniyor 
Başlıyor içinde sonsuz susuzluk 
Avuçların içi terliyor. 
Kaos 
Kirli yollar kapansın sular akmasın deniz 
sığmasın kabına 
Gün batmasın aydınlatsın yüzlerde 
umutsuz mahkumluğu 
Makineler çalışsın taşlar yarılsın ortalarından 
Anneler ağlamasın çocuklar gülmesin 
Gök çöksün toprak başkaldırsın su sussun 
Ağaçlar durmasın bütün saatler dursun 
Durmasın ulu rüzgar şehri göklere savursun. 
Durum 
Makinalar bir elin baş parmağını çarmıha geriyorlar 
gezi4Akıl bir akreptir intihara hazır. 
Anı 
Bizim ellerimiz vardı şimdi onlar nerede 
Kadife gibi okşardık çocuk yüzlerini şimdi onlar nerede 
Şehirde evler olurdu sıcak odaları olurdu evlerin 
Sığınacak yatakları olurdu bu bizim yatağımız derdik 
Bayram günleri donanırdık su gibi yumuşardı 
yüreklerimiz 
Camilere dolardık tüm olmaya ererdik 
Biz vardık şimdi o biz nerede. 
Bitiş 
O en öksüz köşesine sığındığımız yalnızlığın 
Yalnızlığın teselli çiçekleri üstümüze 
Göçen son kuşların sedef gagalarından dökülür 
Şehir bir mahşer gibi içimizde ölür. 1968
İstanbul
Ve Şehrin Kurbanlıkları;”Kurbanlıklar süslenirdi…”

Beton Yığını vs. Herbal Life


Beton yığınlarınızı mutsuz etmeye devam ediyoruz… Yeşil savaş halinde.

Beton Yığınları arasında

Haykırdı yaşlı savaşçı; Biz milyonlarca yıllık var olma mücadelemizle sizin beton kütlelerinizi alt etmeye muktediriz….

Dünyayı Bir Fotoğrafa Koyup, Bir Kitaptan Dünya Çıkarmak


Geçmiş zamanlardı, kitaplarımız azdı. El yazmasıydılar, tek ve öz idiler. Ama az olan, az’lıklarında çoklukları içeren bu kitapları, çok çok okuyarak muazzam çokluklar yapardık.

Tacir amcası çocuk için uzak diyarlardan bir kitap ve bir şamdan getirmişti, hediyelik. Çocuk kitabı aldı. Onu okudu, bitirdi. Okumaya o kadar çok açlık hissetti ki, bir daha okudu aynı kitabı. Bulamayınca gayrı kitap, açlığını hep aynı kitapta giderdi. Ve o okudukça kitap yüceldi, Hikaye değerlendi.Öyle bir hale geldi ki, kitap çocukta filizlendi, orjinal halinden daha da öteye gitti. Çocuk sahip olduğu tek kitaba bir şerh yazmaya karar verdi. Kitap büyüdü. Bir mecelle iken 10 ciltlik bir şerh oldu. Çocuk kendine hakim olamıyordu, hikaye tohum açmıştı çocukta… Bir şey her şey olup akıyordu.

Sonra o vakitlerde az fotoğraf makinelerimiz vardı. Arkasına geçen abiler öyle bir ışık ayarlaması yaparlardı ki, dünya dururdu. yeryüzünün bütün şuaları akıp o kareye girmek isterdi…

Bir kitaptan çokluklar yaratan çocuğun aksine fotoğrafçı abinin görevi tam tersi istikametteydi. O, bir çok şeyi tek bir karede toplamak zorundaydı. O açlığını tek lokmada doyurmak mecburiyetindeydi. İnsanları bekledi. Işığı düşündü. Hikayeyi hissetti. Anı okudu. Ve tarihin bir noktasında düğmeye bastı. Zaman orada durdu. Her şey tek bir şeye inkilap etti..

Cinorek anlatıcısına yıllar sonra bu duyguları hissettiren geçmiş devirlerdeki o çocuğa ve o fotoğrafçı abiye çok teşekkürler…

644195_10200510114093762_392122640_n

1931 | AFGANİSTAN – Afganistan, Herat pazarında meşhur NG fotoğrafçısı Maynard Owen Williams’ın bu fotoğrafı için fotoğraf makinesi pozlayabilsin diye üç saniye boyunca kimse göz kırpmadı. (Fotoğraf: Maynard Owen Williams)

Umrandan Uygarlığa


“kaynaklarından kopan bir intelijansiyanın kaderi, bir mefhum hercümerci içinde boğulmak. umrandan habersizdik, medeniyete ısınamadık, insanlığın tekamül vetiresini ifade için kendimize layık bir kelime bulduk : uygarlık. mazisiz, musikisiz bir hilkat garibesi ”

Cemil Meriç

Fotoğraf: Ömer Doğan (Cinorek)

%d blogcu bunu beğendi: