İran’a Dair Sorular Ve Cevaplar


Bundan sonra İran’a dair gelen sorulardan cevabı başkalarını da ilgilendirebilecek olanları burada topluca cevaplayayım. Daha faydalı olur. Ve ayrıca aynı sorulara tekrar tekrar cevap vermemiş olurum.

Anonim:

bu yaz gitmeyi planladım.yalnız ramazan ayında gidersem (oruc tutmadan) sorun olur mu?ayrıca sadık kalmamakla birlikte güzergahınıza yakın bir planlama yapmayı düşünüyorum.6-7 ağustos çok sıcak olur herhalde!…ingilizcem çok az kürtçe biliyorum diyebilirim.cs.debir kaç davet de almıştım.500 dolar yeterli midir acaba?çok dağınık yazdım kusura bakmayın.Teşekkürler

Cinorek:

isminizi de yazsaydınız bari:)
size bir kaç cevap vermeye çalışayım:
—- ramazan ayı; oruç tutmamanız sorun olmaz. çünkü orada seferi olacaksınız ve seferi iken sünnilerde oruç tutmamak bir seçenekken, şiiler direkt tutmazlar. hatta seferi olmak için belli bir mesafe vardır. o mesafeyi geçtiklerinde otobüslerde bisküvi falan dağıtılır…:) hep beraber oruçlarını bozarlar. ama sorun olacak şudur; şehirlerde ramazan boyunca lokantaların büyük bir çoğunluğu kapalı olur. akşamları dahi bir çoğu açılmaz. o yüzden eğer özellikle yemeklerini merak ediyorsanız iran’ın; çok yanlış bir zaman tercihi olur.
—- dil mevzusu ise; urmiye gibi yarı azeri- yarı kürt şehirlerde hemen hemen herkes türkçe bilir.tebriz, erdebil gibi azeri şehirlerinde zaten sıkıntı yaşamazsınız. tahran’da da büyük bir kürt-azeri nüfusu vardır. orada da kısmen sıkıntı yaşamazsınız. sonra horasanda maraş kurmancisine çok benzeyen bir kürtçe konuşuluyor… orada da anlaşabilecek birilerini bulursunuz. ama ondan öte; yazd, şiraz, isfahan, kaşhan; büyük çoğunluğu sadece farsça konuşur. ingilizce bilenleri de azdır. oralarda sıkıntı yaşayabilirsiniz… devam edip hemedan’a geldiğinizde burada da yerli çok kürt-ve azeri vardır, ancak anlaşabileceğinizi pek sanmam, buradaki azeriler genellikle farsça konuşur, kürtleri ise lek kürtçesiyle konuşur. ki lek kürtçesi biraz farklıdır kurmanciden. sonra kermanşaha devam edersiniz;tamamı kürttür;  bir çok kürtçe lehçesi kullanılıyor burada. kurmanci konuşan çok azdır. ama zaza kürtçesine benzeyen goranicenin konuşulduğu yerler var. pave gibi. eğer zazaki bilirseniz belki anlaşabilirsiniz (benim gibi), sonra senendec’e devam edersiniz sorani kürtçesi konuşulur; kurmanci yok gibidir…. mahabad da öyle…. mahabad’dan yukarısı ta mako’ya kadar kurmanci kürtçesi konuşulur. ve buradaki kürtler dediğim gibi türkçe de bilirler; sıkıntı yaşamazsınız.
——- para konusu; size bağlı…. kaç gün kalacağınıza, tutumluluğunuza… eğer couchsurfing yapıyorsanız, biraz daha uygun olur…

 

Semih Çaykent:

Merhaba,
15 gün sonra irana seyahat edeceğiz.İnanın yazılarınızdan çok yararlandım.Sormak istediğim birkaç soru var izin verirseniz
1) Evli olmadan kız arkadaşımla aynı odada kalınabilir mi?
2) Şehirler için otel notlarınız var mı?
3) Araba kiralamamıza ne dersiniz? Fiyatlarını biliyor musunuz?
4) Onların otobüslerinde ,dolmuşlarında sigara içiliyor mu?
5) Yanımızda tatilde kullanacağımız tüm parayı taşımamız sakıncalı mı?
6) Kullandığınız fotoğraf makinasının markasını öğrenebilir miyim? teşekkürler

Cinorek:

Vaow madde madde sorular…:) Haydi ben de madde madde cevap vermeye çalışayım.

1) Hım kız arkadaşı mevzusu…. Otelde kalırken sadece pasaport veriliyor diye biliyorum. Belki check in yaparken sözlü olarak sorarlar evli olup olmadığınızı. O durumda da eğer maneviyatınızı zedelemeyeceğini düşünüyorsanız evliyiz dersiniz.  Maneviyat dedim, burada bir şeyler açıklamalıyım; Eğer müslümansanız şunu bilin ki İslam’da nikahın en önemli kısmı ilandır. (evlenenlerin ilanı ve öteki(ler)in şahitliği. Eğer orada evliyiz derseniz ve otel görevlisinin de şahitliğiyle bir nevi gerçekten evli olmuş olursunuz. Tabi bu sizin inancınızla ilgilidir, başkasını ilgilendirmez.

2) Şehirlerde kaldığımız yerlerle ilgili ayrı düzenlediğim bir yazım yok, ama bazı şehirlerde kaldığımız yerlerle ilgili ilgili şehrin gezi notları içerisinde bahsettim.

İlerde İran şehirlerinde kalınabilecek uygun yerlerle ilgili bir liste çıkarmayı planlıyorum.

3) Ulaşım her türlü ucuzdur İran’da. İster kiralayın ister gittiğiniz her şehirde ticari taksiyle gezin. Hatta şehiriçi ulaşım ücretleri komik denecek kadar ucuzdur. Türkiye’de sakız almaya bile yetmeyen bir parayla İran’da otobüse, metroya binebiliyorsunuz. Ancak kiralama ile ilgili şöyle bir uyarıda bulunmak istiyorum; İran’da trafik çok tehlikeli. Ben o kadar tehlikeli kullanmalarına rağmen nasıl kaza yapmıyorlar şaşıyordum… Anlayacağınız Türkiye’deki en usta şöferler bile orada zorlanabilir.

Size önerim araç kiralayıp böyle bir riski almak yerine gittiğiniz şehirlerde taksi tutun hem şoförle gezmek, yerleri bilmesi hasebiyle de avantaj olur size.

4) Hayır içilmiyor. İran’ı o kadar geri kalmış bir ülke olarak tasavvur etmeyin. Özellikle ulaşım ile ilgili bazı şeyleri Türkiye’den pekala daha iyi çözmüşler. Hatta belki kızanlar olur bana ama ben toplu taşımada kadınlar ve erkeklerin ayrı olmasını kadınlara pozitif bir ayrımcılık olarak düşünüyorum. Ve de çok yerinde buluyorum.

5) Güvenlik. Dünyanın hiç bir yeriyle ilgili size böyle bir teminatta bulunamam ama bir kıyasta bulunabilirim. Eğer Türkiye’de o şekilde gezmeye korkmuyorsanız; İran’dan hiç korkmayın. Bilmiyorum bu İran rejimin verdiği korkudan mı yoksa Türk insanının bazı değerleri yitirmesinden mi İranlılarTürklere oranla çok daha az suça meylediyorlar. Yaklaşık bir ay kadar oradaydım, neredeyse tartışan, kavga eden birisine rastlamadım…. Her neyse,,, siz yine de her türlü önleminizi alın. Paranızı tek bir yere koymak yerine belki bir iç cüzdan taşıyarak bölün….

6) Fotoğraf makinam… Şimdi reklam olacak ama Nikon’un canı sağolsun; D3100 kullandım, hala kullanıyorum…

Bu arada harbiden reklam yapayım; Şu an Güney Kore’de yaşıyorum. Eğer fotoğraf makinası isteyen olursa Türkiye’dekine oranla daha uygun bir şekilde getirebilirim, veya gönderebilirim. Öteki elektronik şeyleri istemeyin, genellikle pahalı oluyorlar.

Atilla Deniz:

GÜZEL KARDEŞİM NOTLARIN ÇOK DEĞERLİ VE BİLGİ VERİCİ . BEN İSTANBULDA YAŞIYORUM ÇEVREMDE SOHBET EDİYORUM ARTIK İNSANLAR İRANI ÇOK MERAK EDİYORLAR KÜLTÜRÜNÜ ! GRUP KURUP İRAN DA GEZİ REHBERLİĞİ YAPMANIN GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM. ANADOLU KÜLTÜRÜNÜ BENİMSEMİŞ BİR KİŞİSİN BU ÖNEMLİDİR . ZAFER BOZKAYA VAR BUDİST MİSYONERİ ÖRNEĞİN MECBUREN İNSANLAR ONA YÖNELİYOR . BU AÇIĞI SENİN KAPATMANI TEMENNİ EDİYORUM
ATİLLA KEMAL DENİZ
AYIN 22. DE İRANA GİDECEĞİM ORADA SELAM SÖYLEYECEĞİN KİMSE VARSA SELAMINI İLETİRİM .

Cinorek:

teşekkürler atilla bey. iltifat etmişsiniz. gurur duydum…
zafer bozkaya rehberliği meslek olarak edinmiş birisidir.
halbuki ben bir mimarım… gezip görmeyi ve gördüğüm yerleri anlatmayı sadece zevk için yapıyorum (ve galiba o yüzden daha çok zevk alıyorum…) iran’a ve farsçaya müthiş bir ilgim var… ama şu anda başka planlarım var, onları da gerçekleştirmem gerek. mesela önümüzdeki 13 ay günye kore’de yaşayacağım…. buralar biraz kore kokacak… sonrası allah kerim…
benim için ‘anadolu kültürünü benimsemiş biri’ demişsiniz…. eğer öyle olabiliyorsam ne mutlu bana…
iran’da kimlere selam söylesem…. siz ne kadar kalacaksınız, nerelere gideceksiniz…. ona göre…
bir de yanlış bir zaman seçmişsiniz; ramazan’da iran’a gitmek pek cazip değil….
ves-selam….

İran Gezi Kitabım

Not: Bundan sonraki yazılarımın mail olarak gelmesi için sitenin sağ üst köşesindeki kutucuğa mailinizi yazıp gelen maili onaylamanız gerekmektedir. Diğer İran notlarım içinse:

İran Gezi Notları 16 – İsfahan (Part 3)


Haydi size İsfahan şehrinde 3. günde gezeceğiniz yerleri tarif edelim. 3. gün dediğime bakmayın çok kıymetli yerler bunlar. Hani başta İsfahan’ı 3 kısma ayırdık ya işte bugune neler kalmış onlara bakacağız… Bugun gideceğiniz yerler ne cami ne de saraydır. Yani biraz daha rahat giyinebilirsiniz. Bir değişik mahalleye gideceğiz, orada bir eski katedrale uğrayacağız. Dönüp İran yemeklerini deneyeceğiz merkezi bir yerde, sonrasında da akşama doğru Si û Se Pol (33 köprü) denen köprüyü görmeye gideceğiz. Orada nargile eşliğinde köprünün ihtişamını izleyeceğiz.

IMG_8116

İlk olarak;

Vank Katedrali ve Colfa  (Jolfa) Mahallesi:

Buraya giderken o gün katedralin açık olup olmadığını araştırıp gitmelisiniz. Eğer kapalı bir vaktine denk gelirseniz boşuna zahmet etmiş olursunuz. Ve eğer Pazar günü gidebiliyorsanız daha güzel olur.DSC_0098

İsfahan Ermenilerini duymuş muydunuz. İran’da, özellikle İsfahan’da önemli bir Ermeni nüfusu  mevcuttur. 16. yüzyılda Osmanlı ile sorun yaşayan bazı Ermeniler o günün siyaseti gereği İran’a (Safeviler) sığınır. Ve İran bu Ermenilere destek verip İsfahan’da meskun eder. O günden itibaren İsfahan’da Ermenilere ait bir çok kilise inşa edilmiştir. Ayrıca İsfahan’da Colfa (Jolfa) diye bir de Ermeni mahallesi bulunuyor. Colfa aynı zamanda daha önce göç edip geldikleri bugünün nahcıvan dolaylarında olan bir yerleşimdir.

İşte görmenizi tavsiye ettiğim yapı da bu mahallede dir: Vank Kilisesi. İranlılar ‘Kelasa Vank’ derler. Gitmişken mahallede de biraz gezip İsfahan’ın bu değişik dokusunu da incelersiniz.

Vank

İsfahan Ermenileri ve Meşhed Yahudileri araştırılmaya değer ilginç konulardır. Ama ben şimdi onlardan fazla bahsedemem.

Vank Kilisesinden bahsedeyim. ‘Vank’ Ermenice’de ‘manastır demek. Burada yalnızca bir kilise bulunmuyor, aynı zamanda eğitim binaları gibi yapılar da mevcut. Ve burası kendi içinde bulunan diğer işlevsel yapılarıyla Osmanlı külliyeleri benzeri bir komlekstir.

DSC_0099

Kilisenin önündeki şu heykel de ilginç gözükmektedir. Bir nevi bu bölgenin sembolüdür.DSC_0140

Vank Katedrali estetik olarak doyurucu bir yapıdır. Özellikle iç kısımdaki süslemeler, tasvirler görülmeye değer şahaneliktedir. Duvarın birinde Hazreti Ademin hikayesi resmedilmiş. Birinde ölüm… Ayrıca şunu da belirteyim bu kilise Avrupa kiliselerinden çok farklıdır.

DSC_0205

DSC_0219

DSC_0220

Ve Yemek Vakti…

Jolfa mahallesinden döndükten sonra belki bir yemek yersiniz diye size böyle bir kaç yemekten bahsedeyim;

Yemekler:

Kebab-e Kobide : İranlıların en ünlü yemeğidir. Ama isminin farklı olduğuna bakmayın bu bildiğiniz bizim adana kebabımızın tıpa tıp aynısıdır. Yanında pirinç pilavıyla alırsanız memleketi aratmaz.

-Gorme Sebzi ; Bu sulu bir yemektir ben denemedim ama İranlılar çok seviyorlar bu yemeği. İsminden de anlaşılacağı gibi yeşilimsi görüntüsü olan bir yemektir.

- Kebab-e Bahtiyari; Bu da bir çeşit patlıcan kebabıdır.

-Barg Kebab; Şiş kebaba İran’da ‘barg kebab’ derler.

- Joje Kebab; Joje de Farsçada ‘tavuk’ demektir.

Diğer yemekler ise; Qeyme, Estanbuli(İstanbuli), Dizi, Jigar (Ciğer)…

İran’nın en önemli yemekleri bunlardır. Tabi İran’ın kendi içinde de yerel yemekleri de var, imkanınız olursa onları da deneyiniz.

 

İsfahan’ın ‘Gaz’ Denen Tatlısı

800px-Gaz_Candy_From_Iran

İsfahan’da ‘gaz’ (‘gez’ şeklinde telaffuz ediliyor) denilen bir tatlı-lokum türü var. Bir hayli popüler. Bunu bizdeki Turkish Delight misali turizm şeysi olarak da kullanıyorlar. Güzel mi, fena değil ama abartmaya gerek yok. Bunu Büyük İmam meydanının yanındaki çarşılardaki dükkanlarda deneyebilirsiniz.

İsfahan’da geleneksel ‘gaz’ şekerlemesinden yedikten sonra bir kovboy gibi sokaklardan yürüyün, aynı ekip arkadaşımızın aşağıda yaptığı gibi.

Kovboy

Sonra bir gazete bayisinin önünde durun ve biraz gazete okuyun, beleşten. İran’da böyle beleşten gazete okuyanlara çok rastlayacaksınız….DSC_0102

 

Fotoğraf karelerinde çok karizmatik çıkan araçlarla fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmeyin.DSC_0137

Si-u-Se Pol (Köprüsü)

Ve yürürken bir bakmışsınız akşam olmuş ve kendinizi çok ilginç bir yerde bulmuşsunuz; Si-o-se Pol. Sırtınızı bır duvara dayayın derin bir nefes alın; dünyanın merkezindesiniz.

DSC_0064

 

Si-o-Se Pol; İsfahan’ın 11 köprüsünden birisidir. En eski olmamasına rağmen en ünlü olanıdır. Bir diğer ismi ise ‘Allah Verdi Han Köprüsü’dür. Önemli Safevi köprü mimarisi örneğidir.

DSC_0005

 

‘Si-o-se’  Farsçada 33 demektir, ‘pol’ ise ‘köprü’. Bu köprüde toplam 33 kemer olduğundan dolayı böyle isimlendirilmiştir.

DSC_0037

Burayı özellikle geceleyin görmeniz gerekir. Işıklandırmalarla ortaya çıkan köprünün mimari hatları şahane oluyor.

DSC_0039

 

Burada bir de nargile keyfi yapabilirsiniz. Köprünün her iki yakasında da çay veya nargile içebileceğiniz yerler var.

DSC_0042

 

Ah biz Ortadoğu insanı ne kadar da çok seviyoruz duvarlara yazı yazmasını. Neyseki Arap alfabesi fazla estetik çirkinlik yapmıyor.

DSC_0047

 

Bu arada tarihe, mekanlara, hayata selam olsun…. (Isfahan’dan dostum Ibrahim )
DSC_0052

Ve Si-o-Se Pol ile İsfahan Gezi Notlarımı bitireyim. Bundan sonraki durağımız Kaşan şehri. İsfahan İran’da görmeniz gereken en önemli yerlerden birisidir, Kaşan da öyle…

İsfahan gezi notları devam edecek…

Not: Bundan sonraki yazılarımın mail olarak gelmesi için sitenin sağ üst köşesindeki kutucuğa mailinizi yazıp gelen maili onaylamanız gerekmektedir. Diğer İran notlarım içinse:

İran Gezi Kitabım

İran Gezi Notları 15 – İsfahan (Part 2)


İsfahan’ı ve İsfahan’da gezilecek yerleri anlatmaya devam ediyorum:

İmam Meydanı (Veya Şah Meydanı) : Ve İran’ın sembolü olan yer; Meydan-e Emam. İsmi devrim sonrası değiştirilen bu meydan İran’ın en ünlü yeridir. Devrimden önceki ismi Şah Meydanı imiş. Bir diğre ismi ise  Nakş-ı Cihan Meydanı’dır. Bu meydan ve buradaki yapıların çoğu  Şah Abbas zamanında yapılmıştır.

Şah Abbas demişken, şehirler ve Şahlar karşılaştırmamızı da eklemiş olayım;

Meşhed Nadir Şah ile özdeşleşmiştir. Şiraz  Kerim Han ile özdeşleşmiştir. İsfahan ise Şah Abbas ile özdeşleşmiştir…. Şehrin üzerinde etkisi çoktur Şah Abbas’ın.

İsfahan’ın en merkezi yeri sayılan bu meydan her mevsim büyük bir turist akınına uğrar. DSC_0366

Bu Meydana İsfahan’da kaldığımız süre içerisinde üç defa gittik. Günün her vakti faklı güzel bir meydan. Eğer giderseniz siz de tam bir 24 saati bu meydanda geçirmeyi planlayın.

DSC_0451

Biz İsfahan’a vardığımızda ilk olarak otelimize yerleştik, tabi otelimizin bu meydana yakın olmasını özellikle planlayarak tuttuk. Meydana 10 dk. yürüme mesafesindeydi. Eşyalarımızı otele bırakıp hemen meydanı gündüz gözüyle görmek için çıktık. Gündüz sıcak vakitlerde pek sakin olur meydan. Gezeceğimiz iç mekanları gündüz gezdik, ama meydanın tadını sonra çıkarmak için geri döndük.

DSC_0048 (2)

Ancak biz meydanın geceki halini merak ediyorduk.DSC_0051 (2)

Ve sonra akşam olduğunda tekrar Nakş-ı Cihan Meydanına gittik… Ve dilim sussun burada….

DSC_0063

DSC_0085

Akşam güneş battıktan sonra akınla İsfahan’lılar bu meydana dolarlar. Yine İran geleneği olarak aileler bohçalarını, nargilelerini (orada kalyon derler) alıp gelirler… Meydan inanılmaz büyüktür. Herkese yer vardır bu meydanda. İnanılmaz hoş bir akşam vakti geçirdik orada. 

DSC_0086 

Ve meydanı o kadar çok sevdik ki tuhaf bir istek depreşti içimizde, karar verdik o gece meydanda sabahlayacaktık… Ve öyle de yaptık. Yapmalısınız siz de. Geceleri daha da farklı olur meydan. Aileler yavaş yavaş dağılır evlerine sonra sanki dünyanın merkezinde huşu içinde kalmış gibi hissedersiniz… havuzun suyu ve yapılara vuran ışıklar adeta görsel şov yapar geceleri….

DSC_0087 

Daha önce ucuz seyahat etmek için karton otel yapmaktan bahsetmiştim. Bu tekniğimizi daha da geliştirdiğimiz yer işte bu meydan oldu. Bu meydanda geceleyen başka insanlar da vardı. Ve onlar duruma bakılırsa pek tecrübeli idiler. Biz sonradan fark ettik aslında nasıl yapılması gerektiğini. Gecenin ilk saatleriydi henüz hava sıcaktı. Serdik örtülerimizi çimlere, uyumaya başladık. Sonra gecenin bir vakti çimlerde üşüdüğümüzü fark ettik. Ve kalkıp etrafımıza baktığımızda bizden başka kimsenin çimlerde uyumadığını fark ettik. İnsanların hepsi asırlık mimari taşların üzerine uzanmış uyuyorlardı. Ve biz Karton Otel tekniğimize bir not daha ekledik:

Çimler canlı olmaları hasebiyle ısı değişimleri çok hızlı olur. Çimlere uyuduğunuz vakit gece çok üşüyebilirsiniz. Taşa yatmak daha uygundur. Taş gibi katı cisimler gündüz güneşten topladıkları ısı ile gece sizi ısıtmaya çalışırlar. Bu hakikati İsfahan şehrinin meşhur İmam Meydanında keşfettik. Oradaki diğer Karton Otel konuklarından.

DSC_0088

Ve sabah karışık seslerle uyandık.Dinlediğimde bizim karton otel komşularımızdan birisi bizi uyandırmak isteyen görevliye Farsça şöyle diyordu;

‘Onlara karışmayın, onlar misafir…’ o an çok değişik hissettim. Biraz komik, biraz müteşekkir… Bu arada bu derece güvenli bir ülkedir İran…

Ve sabah saatlerinde aşağıdaki gibidir Nakş-ı Cihan Meydanı:

IMG_8191DSC_0355  DSC_0365

Mescid-i İmam:  Meydanın isminde olduğu gibi meydanın bir köşesinde duran bu caminin de ismi devrim sonrasında değiştirilmiş. Eski ismi Şah Camii imiş. Meydanın Güney tarafına düşmektedir. Bu camii 17. yy’da Şah Abbas tarafından yaptırılmış bir camidir. aralayın Mescidin her tarafı İsfahan’ın sembolü haline gelen mavi çinilerle kaplıdır. Gecenin karanlığında yansıyan ışıklar ile Güneşin yönüne göre kıbleyi gösteren estetik güzelliği doruğa ulaşıyor camiinin. DSC_0044 İç yapıda muhteşem bir akustik var. Küçük bir ses dahi büyük bir yankı bulmakta. Kubbenin tam altında bir kağıt hışırtısı bile hoparlörden çıkmış gibi duyulabiliyor. Ancak ben çaktırmadan bir Mimar Sinan övgüsü yapacağım burada. Mescid-i İmam’da yankılanan sesi duyabilmek için kubbenin tam altına gitmek gerekir. Orada fısıldasanız bile büyük bir yankı kulaklarınızı titretir. Ancak bu yankı  caminin öteki yerlerine aynı şekilde yayılmaz. Halbuki Mimar Sinan’ın Süleymaniyesi’nde durum daha da profesyonelcedir. Bu yankı caminin her tarafına aynı etki ile aktarılır. DSC_0060Şeyh Lütfullah Camii (Sheikh Lotfollah Mosque)İmam Meydanındaki bir diğer önemli yapı Şeyh Lütfullah Camii’dir. İmam Camii ile aynı dönemde yapılmıştır. Meydanın doğu köşesinde bulunan bu mescidi I. Şah Abbas, Lübnanlı islam alimi ve kayınpederi Şeyh Lütfullah için yaptırmıştır. İlk yapıldığında mescid olarak değil dini sohbetler, dersler ve kişisel ibadet amacı güdüldüğünden minareleri yoktu. Burada İmam Mescidinden daha güzel fakat daha sade bir estetik yapı görülür. (Zafer Bozkaya)DSC_0056 (2)

Hem içeriden, hem dışarıdan çok ihtişamlıdır bu kubbe.

sheyk lutfullah mosque Caminin en büyük ve merkezi kubbesinin iç bezemeleri,Safevi hanedanın ihtişamını yansıtmaktadır. sheyk lutfullah mosque2 Bezemelerin ihtişamı yanında kubbeye geçişte de çok başarılı bir mimari eserdir…

Ali Gapu Sarayı (Kakh-e Ali Qapu) : Meydan’da Şeyh Lütfullah Camii’nin tam karşısına düşen yapıdır. Yüksek yapısıyla meydana hakim durumdadır. Kraliyet ailesi, bu saraydan meydandaki faaliyetleri, şenlikleri izlerdi. Özellikle İran sultanlarının buradan polo oyunlarını izledikleri bilinir.Yüksek balkona çıkarsanız meydanın genel görünüşünü görebilirsiniz. Arka tarafta bulunan odalardaki dekorasyon da görmeye değer. DSC_0093 Merak ediyorum acaba Taksim’deki topçu kışlası da yıkılmasaydı bu meydana benzer bir güzellikte olur muydu. Çünkü biliyorum ki Topçu Kışlası’nda da at polo oyunları yapılırmış. Ve büyükçe bir meydana sahipmiş…

Bu arada Ali Qapu’da sessizce meydanın ihtişamını seyrederken bir adam yaklaştı yanıma. Sükutumu bozdu, konuşmaya başladık. Başta İngilizce konuştu. Sonra Farsça bildiğimi, daha rahat konuşacaksa Farsça konuşmasını istedim. Ve uzunca bir muhabbet ettik. Bir tarihçiydi. Birlikte bütün ortak tarihimizi karşılaştırdık, irdeledik. O anlattı, ben anlattım. En sonunda şöyle bir tesbpitle bitirdik muhabbetimizi:

Osmanlı mimarisi Ayasofya üzerine, yani Bizans mimarisi üzerine kurulmuştur. İran mimarisi ise, Sasani mirası üzerine inşa edilmiştir. İkisinin de güzel örtüsü İslam’dır…

Ve bu lafları ederken aşağıdaki fotoğrafı çekmek için karşıya, şeyh Lütfullah Camii’ne bakıyorum:

DSC_0359

Fısıltı İleten Mekan: Ali Qapu’dan bahsetmişken Ali Qapu’nun altındaki bir mekandan da bahsetmeliyim. Buranın isminin ne olduğunu hatırlayamıyorum. Dolayısıyla kendim bir isim koydum; Fısıltı ileten mekan. Çok ilginç bir yer burası. Hikmetini bilmeden içeri girdik. Mimarisini inceliyordum, sonra iki kişi girdi bu mekana; bir erkek bir kız. Her biri mekanın bir köşesine gittiler. Kafalarını duvarın dibine koyup bir şeyler yapmaya başladılar. Çok şaşırdım. En son dayanamayıp yanlarına gittim, ne yaptıklarını sual ettim. Meğer bu mekanın karşılıklı iki köşesi arasında ses iletimi oluyormuş. Onu deniyorlarmış… Biz de yaptık. Odada en köşeye büzülüp fısıldıyorsun ve senin sesini sadece mekanın öteki köşesindeki arkadaşın duyuyor. Ses yapının kuppesince iletiliyor.DSC_0154Ayrıca estetik olarak da pek hoş bir mekandır burası.DSC_0155

Çehel Soton (40 sütun) Sarayı Yine Nakş-ı Cihan Meydanı yakınında bulunan bir diğer önemli eser Çehel Soton Sarayıdır. Ali Gapu sarayının arkasında yer alır. Bu yapının yanında da büyükçe bir park bulunur. ‘Çehel’  Kürtçe ve Farsça’da 40 demektir.  Halbuki bu yapının 20 tane sütunu vardır. Ancak sarayın önündeki havuza bu 20 sütunun görüntüsü yansıyınca oplam 40 sütun olmuş olur. Böylece, ünlü matematikçi Dövlet Poxçeli’nin dediği gibi 40  eder!!!

Şimdi buyurun fotoğraflar eşliğinde gezelim….

DSC_0167 (2)

Sarayın narin sütunları ahşaptandır.

chelsotonfg

Çehel Sütun Sarayı safevi şahı Şah Abbas tarafından  içine Çehel Sütün’u da alan geniş bir saray ve botanik bahçeler kompleksi şeklinde inşa ettirilmiştir.  Büyük bir havuzun sonunda, bir parkın ortasında yer alan saray Şah I. Abbas tarafından, şahın eğlencesi ve kabul törenlerinde kullanılmak amacıyla yaptırılmıştır. Nitekim I. Şah Abbas ve ardılları mevkî sahibi kişileri ve elçileri bu sarayda, ya sarayın terasında ya da kabul salonlarında kabul etmişlerdir. DSC_0192

Bu saray ahşabın ihtişamıdır. Ahşaptan kurulu bir cennet sarayıdır…

DSC_0373

Çehel Sütun Sarayı yapısından başka içindeki süslemeleri açısından da müthiştir.

DSC_0380 Sarayın içinde arka merdivenlerden çıkarken şöyle bir mekan görürsünüz. İnsanın bu yeri kıyafet yapıp giyesi geliyor: DSC_0385 Çehel Sütun Sarayı sütun başlıkları ve sarayın tavanı: DSC_0400 Saray seramik üzerine fresk ve tablolarla süslenmiş; zaman içerisinde sarayın seramik panellerinden birçoğu yerinden çıkarılmış ve Batı’daki büyük müzelerin koleksiyonuna dâhil olmuştur. Bu seramik fresk ve tablolar belirli tarihsel olayları betimlemektedir. chel 3

Bu tarihsel olaylardan bazısı şunlardır: 1646 yılında gerçekleşen Özbek Kralı için yapılan bir resepsiyon, 1611 yılında Buhara Emiri onuruna yapılan bir şölen, 1514′de Osmanlı Sultanı I. Selim ile yapılan Çaldıran Savaşı gibi…

DSC_0139 (2)

Çaldıran muharebesinin tasvir edildiği büyükçe bir resim var bu sarayda. Bu duvar resminde, sağ tarafta Osmanlı ordusu bulunmakta, solda ise Safevi ordusu. Son yıllarda tartışılan meşhur Yavuz portresinin Yavuz Sultan Selim’e ait olmadığı buradaki tasvire bakarak da kanıtlanabilir. Bu resimde Sultan Selim bildiğimizin tersine gayet gür sakalıyla ordusunun önünde yer almakta. Resmin altında bu tarihi olaya dair notta şöyle yazmakta; Safevi ordusu mühimmat eksikliği yüzünden yenilmiştir.

DSC_0138 (2)

DSC_0143 (2)

DSC_0144 (2)

Fotoğraflarıma logo koyuyorum bu sefer, umarım kızmazsınız… Artık fotoğraflarımın izinsiz kullanılmasını istemiyorum…  Neyse devam ediyoruz görsel yolculuğumuza: chel 4

Tarihsel olayları betimleyenlerin yanı sıra, içeriği pek tarihsel olmayan, geleneksel minyatür tarzında yapılmış daha estetik kompozisyonlar da bulunmaktadır. (Alıntı: Vikipedia)

Ah güzellikler ülkesi, ah…  chel soton

Logomuzun yeri de açılmış:)

chel soton222

Biraz daha fotoğraf şov yapayım mı:

Chelsotol

Son olarak Çehel Sütun Sarayından şöyle bir şey görelim ve gezimize devam edelim:

chel sotondan

Kağ-e Seda (Music Palace): Nakş-Cihan Meydanı kompleksi içerisinde anlatacağım son yer de bir Müzik Sarayı. Ali Qapu sarayı içerisinde bir odadır bu. Müthiş bir akustiği var bu mekanın. Çok güzel de süslemeleri.

DSC_0391

DSC_0393

DSC_0397

İsfahan gezi notları devam edecek…

Not: Bundan sonraki yazılarımın mail olarak gelmesi için sitenin sağ üst köşesindeki kutucuğa mailinizi yazıp gelen maili onaylamanız gerekmektedir. Diğer İran notlarım içinse:

İran Gezi Kitabım

İran Gezi Notları 14 – İsfahan (Part1)


Ve sıra İran’ın en turistik, en meşhur şehri olan İsfahan’ı anlatmaya geldi. Şiraz’dan İsfahan’a geliyoruz. Bir gece yolculuğuyla varıyoruz İsfahan’a… Şiraz-İsfahan arası 400-450 km kadardır. Bir gece yolculuğuna uygundur. Şiraz- İsfahan arasında otobüs seferleri çok sık yapıldığından gece en geç vakitte Şiraz’dan çıkarsanız sabah İsfahan’a varmış olursunuz. Böylece ‘yeni gün, yeni şehir’ usulümüze uymuş olursunuz.

K - Isfahan

Esfehan Nesf-e Jehan derler İranlılar.  Yani İsfahan Dünyanın Yarısıdır demek. Biraz bizim Gez Dünyayı Gör Konya’yı sözümüze benziyor. Bu sözü hak ediyor mu: Ben her ne kadar Şiraz’ı daha çok sevsem de İsfahan’ın kalitesini inkar edemem. Bir başkent ihtişamı var bu şehirde. Eğer yanılmıyorsam Safevilerin en uzun başkenti olarak kalan şehridir. Ve bu asil başkentlik havasını bugün de koruyor. Yani güzel sözleri hak edecek kalitede bir yerdir İsfahan. Çok seveni vardır dünyanın her tarafında. Geçmişte de çok hayranı olmuş…DSC_0091Bence İsfahan’ı en önemli kılan şey ise çok güzel bir ‘İslam Şehri’ kimliği sunmasıdır. Şiraz’da İslam öncesi dönemlere götüren bir hava var. İsfahan’da ise özellikle İslam sonrası vurguludur. Meydanları, sarayları, köprüleri, camileri-kubbeleri ile bu tezimi kanıtlamaktadır.

Bu arada, ben Şiraz ile Konya’yı karşılaştırıken İsfahan ile de Kayseri’yi karşılaştırdım. Daha doğrusu benzerlikler kurdum. Tarihi dokusu ve bu tarihi dokunun modern çağa adaptasyonu yönünden Kayseri’ye benziyor. Her ikisinin de büyük geniş bulvarları var. Her ikisinin de çok zengin tarihi mirasları var. Her ikisi de bulundukları ülkelerin coğrafik olarak orta kısmında yer alıyorlar.

DSC_0200

Sabahın erken saatlerinde vardığımızda İsfahan’da bir kişi bizi bekliyordu. Yezd şehrini gezerken tanıştığımız bir İsfahan’lı mühendis vardı. O gün işleri olmasına rağmen bize yardımcı olabileceğini söyledi. Eksik olmasın bizi terminalden arabasıyla alıp kalacağımız otele kadar götürüp yerleştirdi. Gezeceğimiz yerleri de tarif ettikten sonra işinin başına döndü.

Otel olarak en memnun kaldığım yer galiba İsfahan’da kaldığımız oteldi. İmam Meydanına yakın olup gayet nezih olmakla beraber ücretindeki mütevaziliğiyle tam puan verdim…

İsfahan’ı üç döneme ayırıp, ve gezilecek yerleri de bu üç dönem yapıları üzerinden anlatmaya çalışacağım. Bu üç dönemin her birerini simgeleyen İsfahan’ın bölgeleri mevcut: Eski İsfahan, Orta İsfahan ve Yeni İsfahan diye.

Eski İsfahan: Eski İsfahan, İslam öncesinden kalma İsfahan’dır ve en önemli kalıntıları Zerdüştilere ait tapınaklar ve İsfahan’ın meşhur köprülerinden olan Pol-e Shehrestan (Şehristan Köprüsü)’dir. Bunlar İsfahan’ın özellikle sasani dönemine ışık tutarlar…

Orta İsfahan: Orta İsfahan ise, Selçuklu döneminden kalma yapılar ve mekanların olduğu kısımdır. Bilindiği gibi Selçuklu padişahı Tuğrul Bey ülkenin başkentini İsfahan’a taşır. Ve bu durum, İsfahan’ın ününe ün katar, önemini ziyadeleştirir. Orta İsfahan esas olara Mescidi Cami çevresinde yerlerdir. Bu cami İslam mimarisi açısından çok önemli olmakla beraber caminin etrafındaki çarşılar da pek önemlidir.

Ben şunu gözlemledim bu döneme ait eserler ve şehrin bu dönemi gizleniyor gibi daha çok Safevi dönemine yönelik yerler tanıtılıyor. Aynı durum İran’ın tamamı için geçerli; Selçuklu mirasını sahiplenmeme söz konusu. Bunu Nişabur’da da gördüm, Rey şehrinde de gördüm. Ama bunu derken Türk milliyetçileri buradan hemen yem kapmasınlar. Selçuklu mirasını, Selçuklu Türk olduğu için değil, Selçuklu Sünni olduğu için sahiplenmiyorlar.

Yeni İsfahan : Ve İsfahan’ın en popüler kısmı; Yeni İsfahan. En çok turisti bu kısım çeker. İsfahan Selçuklulardan sonra Safevilere de başkentlik yapmış. Ve Safevilerin en güzel eserleri bu şehirdedir. Genel olarak İsfahan’ın bu kısmı Meydan-e Emam (İmam Meydanı) ve çevresindedir…

Şehirdeki diğer önemli köprüleri ve Ermenilere ait eserleri de bu döneme ait olduklarından bu sınıfa katabiliriz.

Şimdi bol fotoğraflı olarak anlatmaya başlayayım.:

İsfahan’da Gezilecek Yerler:

Zerdüşt Tapınağı; Burası Zerdüştilerin ölülerini terk ettikleri bir tepedir. Hakkında biraz araştırma yaptığım bu yere maalesef gidemedim. Ama İsfahan’a gitmek isteyenler; ‘Fire Temple of Esfehan’ diye bakabilirler. Eski İsfahan kültürünü temsil eden çok önemli bir yerdir. Zerdüştiler ölülerini kuşların götürmesi için buraya bırakırlarmış. Ancak günümüzde Zerdüştiler bu geleneklerini terk edip ölülerini gömmeye başlamışlar.

Yüksek bir yer olduğu için çevreyi gözlemlemek için de güzel olabilir. Kesinlikle görülmesi gerektiği söylenir. Biz yanlış bir planlama sonucu gidemedik…

Pol-e Shehrestan (Şehristan Köprüsü)Eski İsfahan’a dair görülmesi gereken diğer bir yer ve belki de en önemlisi Şehristan Köprüsüdür. İsfahan’ın ortasında bir nehir-dere geçmektedir. Ve bu derenin üzerine bir çok küprü kurulmuş. Bunlardan en eskisidir Şehristan Köprüsü. Farsça Pol-e Şehrestan (پل شهرستان) derler. Dünyanın en eski köprülerinden olmasından dolayı özellikle önemlidir. Sasani döneminden kalma bir eserdir.

Biz bu köprüyü karşıdan kördük. Güzel bir fotoğraf çekme imkanım olmadı. Onun için Google’dan bir görsel ile iktifa edeceğim.;

Shahrestan_bridge

Cuma Camii (Veya Mescid-i Cami): İslam Mimarisinin en önemli basamaklarından birisidir. Ve özellikle İran ve çevresinin vazgeçilmez plan tipi ve örneğinin temel çıkış noktasıdır. Benim görüşüm Osmanlı’da Mimar Sinan’ın Selimiye’si nasıl tüm Anadolu’ya cami modeli olmuşsa aynı etkiyi İran’da Mescid-i Cami görmüştür.

Mihrap önü kubbeli, dört eyvanlı avlulu cami tipi olup, bir kubbeli bölüm ve arkasında bir eyvanın yer aldığı (köşk tipi) çekirdek şemadan yola çıkılarak meydana getirilmiştir. Bu plan tipinin en önemli örneklerinden biridir İsfahan Cuma Camii. 

Buyrun Fotoğraflarımız üzerinden anlamaya çalışalım.:

DSC_0273 DSC_0281 DSC_0305 DSC_0308

DSC_0148

Cuma Mescidi Çevresi: Pek turistik yerler olmasa da benim en sevdiğim yerlerden birisi de Cuma Mescidinin etrafındaki eski çarşılardı. Her türlü çarşının olduğu buralar tamamen doğal bir durumdadır.  Galiba en iyisi fotoğraflar üzerinden görelim:

DSC_0263 DSC_0264

DSC_0152

DSC_0312DSC_0258 DSC_0261 DSC_0262 DSC_0318İran’da namaz taşları… DSC_0446

 

İsfahan gezi notları devam edecek…

Not: Bundan sonraki yazılarımın mail olarak gelmesi için sitenin sağ üst köşesindeki kutucuğa mailinizi yazıp gelen maili onaylamanız gerekmektedir. Diğer İran notlarım içinse:

İran Gezi Kitabım

İran Gezi Notları 14 – Persepolis Antik Kenti


Şiraz’dan yine şiraz şehri sınırları içerisinde olan kadim Persepolis antik şehrine gittik. Şiraz’dan Persepolis’e gitmek için ona en yakın kasaba olan Mervdesht’e gitmek lazım. Şiraz’dan bu ilçeye belli aralıklarla minübüsler gitmektedir. Çok uygundur bu münübüsler.Şiraz merkeze 45 km uzaklıktadır Mervdeşt. Mervdeşt’te ise bir taksi tutup aşağıda bahsedeceğim yerleri gezmeye çıkabilirsiniz. Taksiciyle pazarlık yapmayı unutmayın. Buyurun tarihi seyahatimize;

DSC_0403

Nakş-ı Rüstem (Naqsh-e Rustam): Nakş-ı Rüstem Persepolis antik kentinden 12 km daha kuzeydedir. Ama ben önce en uzakta olan Nakş-ı Rüstem’e gitmenizi tavsiye ederim. Ondan sonra dönüp diğer yerleri gezerek Marvdeşt’e gelirsiniz. Fars mitolojisi kahramanı Rüstem’i tasvir ettiği düşünülen, anıt mezarların altlarındaki Sasani oymaları sebebiyle Nakş-ı Rüstem “Rüstem’in Resmi” denilmiştir. Rüstem Firdevsi’nin Şehname’sinde de geçen bir İran’ın mitolojik kahramanıdır.

DSC_0526 Nakş-ı Rüstem’de Rüstem kabartmalarından başka, Akameniş krallarına ait mezarlar da mevcuttur. Yüksek noktalarda kayalar oyulup içerlerine kral mezarları yapılmış. Hatırladığım kral isimleri Darius idi…  Akamemiş’in (diğer ismiyle Elamite’nin) Zerdüştilik ile ve Sasani imparatorluğu ile nasıl bir bağlantısı olduğunu tam olarak bilmiyorum.Bildiğim şey Elamite’nin isminden dolayı günümüz Elam Kürtleriyle ilişkisi olduğunu iddia eden tezlerin varlığıdır. Mümkün müdür, bilmiyorum aynı bölgede yaşıyorlar Elam Kürtleri. Bir de bildiğim Akamemiş’lilerin Arami yazısını kullandıkları… Aşağıdaki anıt mezardan 7 adet var burada. DSC_0533 Zerdüştilerin Kabesi (Ka’be-i Zerdüştiyan)  Nakş-ı Rüstem’deki bir diğer önemli şey Zerdüştilerin Kabesi diye tabir edilen prizmatik yapıdır. Bu ismin ne zaman verildiğine dair bir fikrim yok. Ancak tahminim yapının formundan ve işlevinden dolayı böyle isimlendirildiğidir. DSC_0525 Nakş-ı Recep (naqsh-e recep) Nakş-ı Rüstem’in yaklaşık 1 km karşısına düşen Nakş-ı Recep’de , dört Sasani kabartma rölyefi var. DSC_0380 Takhte Jamshid (Asıl Persepolis şehri):  Ve eğer benim verdiğim rotayı takip ederseniz en son Persepolis antik kentinin merkezi olan Taht-ı Cemsid’e gidersiniz. DSC_0419 İran’da Persepolis ismi pek kullanılmaz onun yerine Taht-ı Cemşid derler. DSC_0410   DSC_0550 Persepolis hakkında fazla detaylı bilgi vermeme gerek yoktur. Çünkü pek turistik bir yer olduğu için hakkında bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz. Ben fotoğraflarımla iktifa edeyim.   DSC_0414     Persepolis şehri yukarıdan görünüşü…

DSC_0558

Kserkses’in taht salonunda, her biri 20 metre yükseklikte olan ve üzerinde 2 metre yükseklikte başlıkları olan 100 sütun bulunuyordu. Başlıklar boğa ve insan şeklindeydi. Sarayın iki büyük sütunla tutturulan kapısının yüksekliği 11 metredir. Kapıdaki sütunların önünde, yüzleri insan şeklinde olan iki boğa heykeli vardır. Bu sütunların çoğunun sadece kaidesi yerinde durmaktadır…

DSC_0556

Harika tasvirleriyle antik Persepolis…

DSC_0557

Dara’nın Mısır’daki ocaklardan getirilen blok taşlarla yapılmış “Apadama” denilen tören salonu 10.000 kişi alıyormuş. Bu kadar büyük bir kapalı salon başka hiçbir sarayda görülmemiştir. Hazine sarayının geniş avlusuna açılan 4 büyük ahşap kapısı varmış ve bunlar renkli ve süslü alçılarla kaplıymış.

Persepolis’te büyük sütun kaideler üzerinde, Perslerin inançlarını yansıtan heykeller vardır. Bunlar iyilik sembolü olan yarı insan bir savaşçı ile kötülük sembolü olan bir canavarın mücadelesini ve iyilik sembolünün zaferini gösterir.

DSC_0418

Komleks genel olarak saray, tören salonu, kral mezarlarından oluşuyor. Ve tabiki öteki kraliyet yapılarıyla çevrili durumdadır.

Kralın tahtının olduğu mekana, karşılama mekanına çıkan basamakların kenarında aşağıdaki gibi tasvirler yer almaktadır…

DSC_0420

DSC_0603

DSC_0583

Halay mı çekiyor onlar:)

DSC_0605

 

Günümüzde ayakta kalabilen sütunlar arkadaki dağ manzarasıyla beraber ürkütücü bir görüntü oluşturuyor…

DSC_0609

 

Ve böylece Persepolis’i de görmüş olarak tekrar taksicimizle Şiraz’a doğru hareket ediyoruz….

Persepolis…. Biz dışarıdan bakanlar için ne ifade ediyor?

Bir film olarak Persepolis mi; Olabilir. Harika bir filmdir, bir ara ondan da bahsetmeliyim. Ama burada değil, antik Persepolis kentiyle bir alakası yoktur.

Persepolis

Bir futbol kulübü olarak Persepolis mi; Olabilir. Çünkü ünlü teknik direktörümüz Mustafa Denizli uzun süre bu takımı çalıştırmıştır.

Untitled-10

Şimdi durup biraz futbol konuşalım, belki sıkılmışızdır antik kuntikten.Persepolis Futbol Kulübü Şiraz şehrinin futbol takımıdır. Çok güzel bir tesadüfle karşılaştık şimdi onu anlatacağım.

O gün antik kentten Şiraz’a döndüğümüzde otele gidip eşyalarımızı aldıktan sonra İsfahan’a gitmek niyetindeydik. Lakin Mervdeşt minübüslerinin durduğu terminalin yakınında futbol stadı varmış, tam o saatte de bu Persepolis takımının maçı varmış. Merak ettik İran’da futbol ne durumdadır diye. Taraftarların beklediği uzunca kuyruğu bekleme zahmetine girmeden yabancı gözlemci havası takınarak girdik stada. Hayatımda sayılı sayıda statta maç izleme deneyimlerimden birini Şiraz’da Şiraz’ın Persepolis takımı ile kuzeyden bir takımın (Reşt olması lazım) maçını izleyerek yaşadım.

Şimdi maçtan önemli anları aktaracağım:

IMG_7957Dk1; Maç İran’ın eski ve yeni dini liderlerinin bakışları altında başladı. Bu bakışlar çok şey ifade ediyordu. ‘Biz varız.’ ‘Biz Sizinleyiz’ gibi bir şey olsa gerek…

IMG_7951Dk23; Bir zorunlu oyuncu değişikliği oluyor. Yedek oyuncu kulübesinin yanında büyükçe bir asker tablosu da kameramıza yakalanıyor. Bu İran’ın Irak’la yaptığı 8 yıllık savaştan bir şehidi. İran devleti bu savaşta ölen askerlerinin fotoğraflarını her yere asıyor; Sokağa, stada, okula…. Nişabur’da girdiğimiz bir okulunu bir duvarı tamamen şehit asker fotoğraflarıyla kapatılmıştı. Böyle bir ideolojik durum mevcut İran’da… Tekrar maça dönüyoruz;

IMG_7955Dk. 74; Berabere devam eden maçı takımları lehine çevirmek için trübün bir amigo öne çıkarıyor. Bir sakallı amigo. Farsça sloganlara eşlik etmeye çalışıyoruz biz de.

IMG_7950Dk.  80; Sakatlanan rakip takım oyuncusunun tedavisine saha kenarında devam ediliyor.

IMG_7946Dk 90+3; ve top kalecinin ayağındayken hakemin düdüğü maçın sona erdiriyor. Maç biterken fifa gözlemcisi  saha kenarındaki askerler  gözümüze çarpıyor.

-Maç Sonucu

Otele dönüp pek muhabbetgüzar otelcimizle vedalaşıp İsfahan’a doğru yola çıkıyoruz. Bir gece yolculuğu daha bizi bekliyor….

—————-

Ek: Persepolis filminden bir bukle…:

Not: Bundan sonraki yazılarımın mail olarak gelmesi için sitenin sağ üst köşesindeki kutucuğa mailinizi yazıp gelen maili onaylamanız gerekmektedir. Diğer İran notlarım içinse:

İran Gezi Kitabım

İran Gezi Notları 13 –Yeşilin ve Özgürlüğün Şehri; Şiraz


‘Şah is my penis! and

Khomeini is my ass!’

Meczup  görünümlü amca böyle dedi. Eyvah amca başımıza iş açacaksın!

Kerim Han kalesinin yanında bir müze olduğunu duyduk. Müzelerden pek hazzetmesem de gitmeye yeltendik. Cuma gününün İran’da tatil olduğunu unutacak derecede gaflet halindeydik ki ancak müzenin kapısında fark ettik. Fakat bu gafletimiz bize çok daha kıymetli bir şey görmemizi sağladı, bir değişik insanla tanıştık. Ve yazımın girişindeki argo içerikli cümleler onun ağzından döküldü. İngilizce konuştuğu için sansürleme gereği duymadım. Çünkü yabancı dilde küfür, küfür değil, espridir. İnsan anadilinde küfür etmeli, edecekse eğer. Bu amca, ah ismini not etmeyi unutmuşum. Çok ilginç birisiydi. Bir çok dilde konuşabiliyordu; İngilizce, Almanca, Hintçe, biraz Fransızca ve doğal olarak Farsça. Ekibimizde yeterince dil çeşitliliği olduğu için amcayı çevire çevire faklı dillerde sohbet ettik. Ta ki İngilizceye gelene kadar. İngilizce olarak İran’ın geçmiş ve güncel siyasetini konuşuyorduk. Şah ve Humeyni’den hangisini kendisine daha yakın bulduğunu soruyordum ki yukarıdaki argo cümleler döküldü ağzından. Biraz yumuşatarak Türkçe’ye çevirsem abes olmaz umarım:

shah khomeini

”Şah pipimdir

Humeyni  popomdur”

Şuraya kocaman bir biiiip koyuyorum. Eğer hata yaptıysam beni affedin. Bu arada meczup amca rahatsız olmadan konuşsun diye fotoğrafını çekmedik.
Onun yerine netten şöyle bir görsel ile iktifa ediyoruz. Çok mu politik olduk;

Şiraz hakkında konuşacak şeyler bitmiyor. Bugün Şiraz’ın özgür havasından girip, yeşil bahçelerinde biraz soluklanıp, en nihayetinde Sadi Şirazi’nin huzurunda da manevi gıdamızı almaya çalışacağız.

İran’da özelikle bazı şehirlerde kadınların daha rahat kıyafetler giydiği gözlenir. Galiba rahatlık konusunda Şiraz en üst sırada geliyor. Özgürlükler şehri diyorlardı. Ondan sonra Reşt şehrini sayabilirim. En mezhebi şehirleri ise; Meşhed ve Yazd diye sıralarım kendimce.

Şiraz’da saçlarının bir kısmı açık olan kadınların sayısı bir hayli fazla. Ayrıca yüzlerinde de oldukça fazla makyaj olduğu gözlemlenir. Hatta İran geneli için şöyle bir tespit de yapılabilir; benzin fiyatlarına oranla makyaj malzemelerinin o denli pahalı olmasına rağmen en çok makyaj malzemesi satılan ülkelerden biridir İran.

Şarap şehridir Şiraz. Meşhur bağlarından yapılan şaraplar tüm dünyada büyük bir üne sahiptir. Ancak biraz ironik yanı bu üretilen şaraplar yalnızca yurt dışına gönderilip yurt içinde satılması kesinlikle yasaktır. Ancak İran’ın gizli yeraltı eğlence dünyasında tüketildiği iddia edilmektedir. Biz görmedik yalan söylemeyeyim.

deakin-estate-shiraz-new1

Özgürlükler şehri demişken buyurun özgürlüğün rengi olan yeşilden bahsedelim. Şiraz şehrinin yeşil mekanlarından, yeşil tonlarından. Şiraz’da 2. günün ikinci yarısından sonra ne yapılır, ne yaptık:

Cihannüma Bahçesi (JehanNama Garden);

Cihannüma kelimesi Osmanlıcada da kullanılır. ‘Atlas’ kelimesi için Osmanlıcada genellikle ‘cihannüma’ kelimesi kullanılır. Kelime olarak ‘dünyayı gösteren’ demektir.

Hafız‘ın kabrine yakın olan bu bahçe dünyanın en eski bahçelerindendir. Şiraz’daki bir çok şeyde olduğu gibi bu bahçede de Zend Hanedanı Kerim Hanın payı büyüktür.

DSC_0367

Şimdi siz Cihannüma bahçesinde oturup dinlenirken ben size Zend Hanedanlığından ve Kerim Ha’dan bahsedeceğim.

Zend Hanedanı ve Kerim Han

Karim-Khanİran tarihiyle biraz ilgili olanlar bilirler ki İran’da Safeviler bir kaç hanedanlıktan oluşan bir süreçtir. Galiba her Safevi Hanedanlığı da kendisine farklı bir başkent seçmiştir. Bu yüzden ülkenin dört bir yanına yayılmış tarihi başkentleri mevcut. Tebriz, Rey, Kaşan, İsfahan, Şiraz… Bu İran’ın en sevdiğim yönlerinden birisidir.  İşte Şiraz’ı başkent yapan ise Zend Hanedanıdır.  Şiraz’ı Şiraz yapan demeyeceğim çünkü Şiraz’ı Şiraz yapan 13. ve 14. yüzyılda yaşayan Sadi ve Hafızdır.  Ancak Zend hanedanının da Şiraz üzerinde çok büyük bir etkisi vardır.

Kürt-Türk karışımı bir aileden olan Afşar Hanedanı Nadir Şah’dan sonra yönetimi tamamen Kürt olan Zend Hanedanı devralmıştır. Kerim Han Zend  İran Lek Kürtlerindendirler. Zend aşireti günümüzde de varlığını koruyup İran’ın en büyük Kürt aşiretlerindendir.  Ülke yönetimini devralan Kerim Han Zend  ülkenin başkentini Meşhed‘den Şiraz’a taşımıştır. Böyle başlamış güzel şehrin pay-ı tahtlık serüveni.

Ancak tuhaf bir durum var Meşhed Şehri’nin Nadir Şah’ı sahiplendiği kadar sahiplenmemiş Şiraz şehri Kerim Han’ı. Kerim Han’ın Kürt olmasından mıdır acaba. Yok canım, olsa olsa Şiraz’da bir daha ön plana çıkan hafız ve Sadi olduğundandır. Yoksa bana göre Safevilerin en güzel en insancıl handanı Zend’dir.

İşte bu oturduğunuz Cihannüma Bahçesi de Zend döneminden kalma bir bahçesidir. Bu bahçeyi bulmak için ‘Bağ-e Cehan-noma’ diye sorarsınız.

İrem Bağları:

Hey durun, daha bağlar yeşillikler bitmedi. Size dünyanın ve ahiretin en ünlü bağına, bahçesine götüreceğim: Bağ-e Eram, nam-ı diğer İrem Bahçeleri.

Türk edebiyatında da sıkça geçen meşhur İrem Bağları da Şiraz’dadır.

Kur’anı Kerim’de kıssası geçen İrem Bağları…. Hani Hud Aleyhisselama asi olup helak olan Ud kavminin İrem bağları bunlar…

İçerisinde de güzel bir bahçe bulunmaktadır. Ekstra övmeme hacet yoktur. İrem bağları işte.

a

Şöyle kenarından kendimi de göstereyim reklam olsun….

İrem Bağının balıklarından da göstereyim:

DSC_0707

İrem bağlarının ortasında yer alan ufak göletlerde bu şekilde balıklar var…

Ve Sadi Şirazi’nin Şehri Şiraz:

DSC_0659

Hafız’ı öve öve anlattık. Şimdi Şehrin öteki göz nurunu aynı minval üzerine nasıl anlatırız onu düşünelim. Güzel bir tevafuk oldu, Şiraz’ı anlatmaya Hafız ile başladık ve şimdi Sadi ile bitiriyoruz. Her ikisi de candır. Her ikisi de Osmanlı da okullarda okutulmuştur. Bizim kültürümüze de o denli girmişlerdir. Sadi Hafız’dan yaklaşık 100 yıl önce Mevlana ile aynı dönemde yaşamıştır. Sadi Şirazi, Mevlana ile karşılaşmış mıdır, onu bilmiyorum ama bu dönem yaşamak istediğim ikinci bir tarih sahnesidir. 

Aramgah-e Sadi denen Sadi Şirazi’nin kabrinin olduğu yer Şiraz şehrinin kenarındaki bir mahallededir. Hafız’ın kabrinin olduğu mühite, Hafıziyeh’ye nispetle burası pek mütevazidir.  Sadinin kabri Kanat diye isimlendirilen bir suyun geçtiği pek sakin bir yerdedir. Müthiş bir sükunet veren bir yerdir burası. Ziyaretçi sayısı Hafız’a oranla biraz daha azdır ancak onun da kabrini her daim boş bulmak mümkün değildir. 

Şehir Merkezinden buraya otobüsler gelmektedir. Ekstra taksi tutmak gerekmez.

Farsçada atasözü gibi kullanılan şu sözü Necip Fazıl’a ilham olmuştur

Yek katre hun est ve hezar endişe

(İnsan bir damla kan, bin endişe)

DSC_0631

Sadi’nin kabrinde ağlayan bir becceh (çocuk). Sadi’yi ziyareti tamamlamış artık mekandan çıkmak için hazırlanan ailesini hırçınlaşarak protesto ediyor. Taki yabancı gözlerin onun üzerinde olduğunu fark edene kadar.

Aşka uçma kanatların yanar. (sadi şirazi) ..
Aşka uçmadıktan sonra kanatlar neye yarar? (hz. mevlana) 
Aşka vardıktan sonra kanadı kim arar? (yunus emre)

DSC_0641

“Sevgisiz bakınca Yusuf bile çirkindir.
Şeytana aşkla bakınca onu melek sanırsın.”

-Sadî Şirazî

DSC_0337

Paykan: 

Paykan İran’ın şirin yanıdır. Modernizmin çirkin parlaklığına bir başkaldırıdır. İran görsel amorfluğuyla şahane uyum içinde olan imge. Bizim Hacı Murat’ımızın daha sahiplenmiş şekli….

DSC_0339

Şiraz sokaklarında da avare avare dolaşın. Emin olun ki müzeleri gezmekten kat be kat iyidir. Dünyanın her yerinde müzeler aynıdır. Çıktığında kafanda bir yığın bulanık materyal hayali kalır. Halbuki bir şehrin sokağında 15 dk. kaldığında o şehirde yaşamış olursun. Yani o şehri bilmiş olursun. Siz de öyle yapın e mi…

“bulut, âb-ı hayat yağdırsa, yine de söğüt ağacından bir yemiş yiyemezsin. çünkü söğüt ağacının meyvesi yoktur. (kalp gözleri âmâ olmuş) alçak ve bozuk tabiatlı kimse ile vakit geçirme. çünkü hasır kamışından şeker yiyemezsin.”

Sâdî-i Şirazî

DSC_0400 (2)

Sonra bir fırına gidin taze İran ekmeği alın. Henüz tatsız modern usüllere geçilmeyen bir yöntemle yapılan ateş ekmeği. Yan bakkaldan da peynir domates aldığınızda İrem bağları size en güzel restaurant olur…DSC_0411 (2)

Şiraz’da küçük ve değişik bir cami. İsmini not etmeyi unut muşum….

DSC_0444

İrem Bağlarında yer alan yapı bir hayli iddialı mimariye sahiptir..

DSC_0457 (2)

Kerim Han Kalesinin cephesinden bir güzel detay… Hangi savaşı tasvir ettiği hakkında bir fikrim yok. Belki Afaşar – Zend çekişmesidir anlattığı, ama emin değilim.

DSC_0472

Şiraz Halıları…. İran’da halıları meşhur epeyce bir yer var. Bunlardan birisi de Şirazdır. Önceki yazımda da bahsettiğim göçebe Kaşkay ve Kürt aşiretleri şahane halılara sahiptirler. Şiraz çarşısından bakmak mümkündür.

DSC_0664

Şiraz’da bir el işçiliği süsleme yöntemi… İslam dünyasında Art Neuveau Avrupa’dan 600-700 yıl önce Divriği Ulu Camii ve Endülüs El-Hamra Sarayı ile başlamıştır. Ve anlaşılan Avrupalıların erken tükettiği bu akımı İslam dünyası yıllarca devam ettirecektir.

DSC_0732

Vekil Camiinden bir detay… Galiba bu yukarıdaki tezimi ispatlar niteliktedir… Süsleme budur. Budur art.

DSC_0737

Yine Vekil Cami sütunları. Daha İslami bir forma sahipler…

DSC_0672

Sadi’nin kabrindeki dokular hakeza şahanedir… Aşağıda Sadi’nin giriş kapısı;

DSC_0657

Ve Şimdi Sadi’nin naatlarından birini dinleyerek Şiraz’ı bir süreliğine geri dönmek üzere terk ediyoruz. Persepolis’e gidip döneceğiz.

Not: Bundan sonraki yazılarımın mail olarak gelmesi için sitenin sağ üst köşesindeki kutucuğa mailinizi yazıp gelen maili onaylamanız gerekmektedir. Diğer İran notlarım içinse:

İran Gezi Kitabım

İran Gezi Notları 12 – İran’ın Kültür Başkenti; Şiraz


Şiraz’da Hafız ile meşkten sonra neler yaptık, şimdi onları madde madde sayacağım. Nerelere gittik, kimlerle dans ettik, siz neleri görmelisiniz, buyurun şu kapıdan giriyoruz;

Dervaz-ul Kur’an: ‘Kur’an Kapısı’ denen bu yer doğu cihetinden Şiraz’ın giriş kapısıdır. Yazd şehrinden Şiraz’a gelirken bu kapıdan geçmiştik. Büyük düzlükleri geçtikten sonra 2 tepe çıkar karşınıza, bu iki tepe arasından giriş yaptığınızda bu kapı ile karşılaşırsınız. Onu geçtiğinizde Şiraz bütün ihtişamı ile önünüzde olur, doyumsuz bir tablo gibi. Her şehrin böyle bir giriş kapısı olmalıdır. Her şehrin giriş kapısının ardında böyle bir şehir manzarası olmalıdır. Ve çölden gelen adam şehre giriş yapmalıdır buradan. Girerken de Yasin Şerifteki tasviri canlandırmalı; ‘bir adam girdi şehre koşarak…’ . Evet evet bir adamın şehre hakiki manada giriş yapabilmesi için o şehrin bir kapısı olmalıdır. Çöl ile medineyi ayırmalıdır bu kapı. Böyle bir kapıdır Dervaz-e Kuran.

DSC_0370

Bizim isabetli hareketimizde olduğu gibi siz de buraya akşam vakti gidersiniz, gitmelisiniz. Gündüz vakitleri sadece bir şehrin girişi kapısıdır. halbuki akşam güneş elveda dedikten sonra daha fazlasını verir size.

İran’da parklara, yeşil alanlara ailecek gitmek çok yaygındır. Doluşurlar buldukları tüm güzel yerlere, yanlarında bazen nargileleri bazen piknik malzemeleri olarak. Özellikle eğer bir Cuma akşamıysa böyle yerlerde iğne atsanız yere düşmez. Ve hatırlıyorum o gün Şiraz Cuma Mescidinde cuma namazı kılınmıştı.

Eğer hazırlıksız gitmişseniz Dervaz-i Kur’an’a endişe etmenize gerek yok orada güzel kebapçılar da var, nargileciler de. O akşam,Hafız’ı ziyaret ettikten sonra Dervaz’ül Kur’an’da Kubide Kebaptan da yedik. Kubide bizim Adana kebabımızın bir benzeridir.  Lezzeti ise; biz ortadoğu insanı galiba biliyoruz bu işi…:) Yalnız eğer kebabın yanında pilav söylerseniz lütfen pilavın biraz az olmasını belirtin, yoksa çok fazla pilav getiriyorlar. İsraf olmasın yoksulluk çekiyor ekseri insaniyet.

Kebap sefamızdan sonra nargilelerimizi alıp biz de Dervaz’da kendimize bir yer bulduk, Şiraz’ı intizar edebileceğimiz bir yer…

CSC_0378

Nargilemizi yudumlarken yanımızdaki ailenin kızı nargile ateşini sallıyordu. Sonra fark ettim güzel bir cümbüşmüş… Bir zamanlar ateşi kutsal sayanların şehrinde bir kız çocuğu ateş ile dans ediyor. Şehrin bir dili olsa o kız çocuğuna anlatacağı çok masalı olurdu. Belki de vardır. Belki de odur bu dansın kaynağı. Evet bu şehirde ateş ile dans etmeli insan. Şehir öyle öğütlüyor çünkü.

Gecenin içlerine doğru zaman akarken insanlar eğlencelerine devam ediyorlardı Dervaz ul Kur’an’da. Biz tekrar şehrin içerisine dönmek için ayrıldık oradan.

Ayrılırken içimde güzel bir istek depreşti. Dervazul Kur’an’ın yanındaki küçük dağa çıkıp Şiraz şehrini en tepeden izlemek istiyordum. Ama olmadı. Ekip üşendik, vakit de geçti. Bir uktedir içimde bir dahaki sefere artık. Kısmetse tabi.

Şehrin merkezinde de bir şeyler olmuştu, belliydi. Evet şehrin en merkezi caddesinde çoğunluğu Afgan göçmenlerin yaptığı bir sokak pazarı kurulmuştu. Yine göçmen eşyalar satmaktaydılar; Afgan göçmenler Çin malı göçmen ürünler pazarlamaktaydılar. Kalabalık cadde boyunca yürüdük. Bazı Afganlarla sohbet ettik, hikayelerini dinledik. Malum sınır-kaçış hikayeleri…

Sonra otelimize döndük. Uyuduk. Gün döndü sabah oldu. Hayatının bir kısmını Şiraz’da geçirmekle müşerref olduk. Gurur  doldu içimize. Pencereye çıktım. Şiraz’a baktım. Kendiliğinden bir Ah çekmişim. O ah orada kaldı. yani bir yanım Şiraz’da artık.

Şiraz’daki ikinci günümüzde nerelere gittik;

Kerim Han Kalesi:

DSC_0356

Şiraz’ın merkezindeki,  bir kaleden çok büyük duvarları olan bir binaya benzeyen bu tarihi eseri görmeye gittik. Kale hakkında ansiklopedik bilgi istiyorsanız;

18. yüzyıl Zend Hanedanlığından kalma bir yapıdır. Tamamı tuğladan yapılma bir kaledir. Kalenin burçları ve duvarlarının bir kısmı gözle görülür bir şekilde eğridir. Dediğim gibi şehrin orta yerindeki bu yapı isminin aksine bir kale değil Kerim Khan’ın özel ikametgahı imiş. İçerisinde harika bir bahçe mevcut. Çeşit çeşit meyve ağaçlarıyla özellikle portakal ağaçlarıyla güzel Şiraz’ın ortasında başka bir cennettir. Kalenin içerisinde bahçeden başka, banyo, dinlenme odaları gibi başka mekanlar da mevcut. İçerisinde İran’ın bölgesel kıyafetlerinin ve kültürlerinin sergilendiği bir sergi salonu da mevcuttur. Duvar süslemelerine de ekstra artı not vermek gerekir.

IMG_7922

Şehrin merkezinde olduğu için bulunması kolaydır. Lakin eğer bulmakta zorlanırsanız, Arg-e Karim Khan diye sorarsanız size yardımcı olurlar.

Şiraz Dondurması: 

Gittiğimizde orada keşfettik; İran’da Şiraz dondurması meşhurmuş. Ve en güzel dondurmacılar da Kerim Han kalesinin arkasında baştan başa dondurmacıların olduğu sokaktadır. Ayrıca sıcaktan bunaldığınız zaman Şiraz’da oldukça sevilen Feluda‘yı da deneyebilirsiniz. Feluda (Farsça da Paluda denirken yabancılar Feluda diyorlar), nişasta ve buz karışımına limon suyu dökülerek yapılan bir tatlı. Bir çeşit dondurma da denebilir. Kesinlikle denenmelidir. Ferahlık verir

71443059

Göçebe Qaşkay Aşiretleri:

İran’ın bir çok yerine yayılmış göçebe Kürt, Türk, Beluci aşiretler var. Her bir aşiretin kendine göre ayırt edici yönleri vardır. Her biri kıyafetleri ile, dokudukları kilimlerle bir diğerinden ayrılır. Mesela ilgilisi bir halının Kaşkay halısı mı Şekak halısı mı olduğunu çok rahat anlar. İran devleti de Türkiye’nin aynı durum karşısında sergilediği korkak tavrın aksine bu farklılıklarına sahip çıkmış ve sergilemiştir. Günümüzde İran’da bir çok müzede yerel kıyafetler, yerel zenginlikler çok rahatça sergileniyor. Mesela Kerim Han kalesinde İranın kadın kıyafetleri sergisi vardı. Bir kıyafetin tanıtımında ‘Horasan Kürt Kadını Kıyafeti’ yazarken, hemen yanında Azeri Şahseven kadınının kıyafeti duruyordu. Kelhor Kürtlerinin kıyafetleri (Kermanşah)

IMG_1921

Şiraz’dayken Kaşkay Türk göçebelerine dair şeyler de görme şansımız oldu. Orada olduğumuz günlerde Kerim Han kalesinin yanına Kaşkayların mahalli festival çadırı kurulmuştu. Bir şekilde Kaşkay kültürü tanıtılmaktaydı. Kaşkaylar Şiraz’a yakın yerlerde yaşayan yazları Kürt ve Lor aşiretleriyle beraber Zagros yaylalarına çıkan bir Türk boyudur. Dilleri tatlı bir Azeri versiyonudur.

Ben Kaşkayların avazlarına aşığım. Hossein Hamidi’nin Kaşkay türkülerinden oluşan albümünü haftalarca dinlediğimi hatırlıyorum. Eğer yazının tamamını okuyup bir de çayımı içerseniz size Hossein Haimidi’den bir Kaşkay avazı da dinletirim.

Şimdi Kaşkay çadırına giriyoruz. Meydanda kaşkay atıyla bir tur, kaşkay devesiyle 2 tur atıyoruz:

DSC_0458 (2)

Kerim Han şehrin merkezinde olduğu için ve otelimize yakın olduğu için şimdilik gidiyoruz ama yine geleceğiz, dondurmalardan tekrar yemeliyiz…

Sonraki dorağımız:

Vekil Pazarı:

Önceki gezi notlarımda bastıra bastıra söylediğim gibi İran’ın en güzel çarşısı Şiraz Çarşısı, yani Vekil Pazarı’dır. Aslında biz en kötü vakitte gitmiştik. Normal vakitlerde daha harikadır. Bir tatil gününe denk gelmişti bizimkisi, İranlıların tatil günü olan Cuma günüydü. O yüzden pek sakindi. Dükkanların bir kısmı kapalıydı.

IMG_8069

Vekil Pazarı da kalede olduğu gibi Zend hanedanı kerim han döneminden kalmadır.  Pazar’ın içindeki bir hamam, Kerim Han’ın özel hamamı olarak yapılmış. Günümüzde geleneksel bir çay evi ve restoran haline dönüştürülmüş. Bu restoranda akşam yemekleri açık büfe olarak veriliyor ve Klasik İran müziğini içeren canlı müzik bulunuyor.

Şiraz çarşısından alınabilecek en güzel hediyelerden biri; Divan-e Hafız. Hep kütüphanemin en güzel yerlerinden birini işgal edecek.

DSC_0764

Çarşının o kadar sakin olmasının sebebi Cuma namazı vaktiydi.  Cuma mescidi de hemen çarşının yanındaydı. Daha önce anlatmış mıydım bilmiyorum İran’da Cuma namazları her şehirde sadece bir camide kılınıyor. Ve bu camiye Cuma mescidi deniyor. O gün Şiraz’da Cuma namazı kalabalığını görme şansımız da oldu. Cuma namazı sonrası Cuma mescidinin karşısındaki, Şiilerce önemli sayılan bir yapıya bakmamız tavsiye edildi.

Şah-e Çerağ Türbesi

Şiiliğin en önemli imamlarından İmam Rıza’nın (kabrini Meşhed‘de ziyaret ettiğimiz imam) öz kardeşi için yapılmış bir türbedir. ‘Çerağ’, ışık demektir Farsça’da. Böylece ismi ‘Işıkların şahı’ anlamındadır. İlginçtir türbe de ismiyle kaim olup içeri girdiğiniz kırık aynalarla yaptıkları dekor insana ışık huzmesi etkisi yapıyor. Türbenin iç duvarlarının tamamı binlerce kırık ayna ile süslenmiş. Kırık aynalarla süsleme İran’da çok yaygındır. Bu yapıyı görene kadar öteki örnekler hiç hoşuma gitmemişti. Ancak Şah-e Çerağ türbesinde çok uyumlu olmuş.

IMG_7908

Türbenin dış kubbesi Türkiye’de pek örneği olmayan genellikle İran ve Hindistan mimarisine özgü olan kubbedir.  İran camilerinin çoğunda bu kubbe şekli görülür.  Yapı bir ibadet mekanı olduğu için girişi ücretsizdir. Ancak fotoğraf çekme hususunda ve giyim kuşamda ihtimam gösterilmesi gerekir. kadınların türbenin içerisine girerken İranlıların çador dediği siyah çarşaftan giymeleri gerekir.   Türbeden çıktığınız vakit türbenin geniş bahçesinde bir vakit oturup gelen Şii mezhebi inananlarını seyretmeniz etkileyici olur. Duygulanıp ağlayan insanlar göreceksiniz.  Çok mistik bir havadır.

snc00013

Böylece İran geneline yayılmış İmam Rıza ailesinin büyük bir kısmını ziyaret etmiş oluyoruz. Galiba Şii inancının en önemli ritüellerini gerçekleştirmiş olduk.

Şimdi tekrar Vekil Pazarına dönüp aynı isimle var olan çok önemli bir camiyi göreceğiz:

Vekil Cami:

Cami hakkında Zafer Bozkaya’nın kitabından şöyle biraz teknik bilgi verelim;

1773 yılında Zend’li Kerim Han tarafından yapılmış olan bu cami, kralın ihtişam sergileme hevesinin bir ifadesi olmuştur. İran camilerindeki geleneksel dört eyvan yerine, burada çok güzel düzenlenmiş iki büyük avlu inşa edilmiş. İç avlu, harika çini işlemeli kameriye ve sundurmalarla çevrelenmiş. Caminin mihrab bölümü tamamen mozaik işlenmiş ve her biri tek parça taştan kesilmiş 48 sütunla desteklenmiş bir kubbenin altındadır. 

14 basamaklı ve tek parça bloktan yapılmış mermer mimber, iç düzenlemeyi tamamlıyor. Caminin 1773 yılında yapılmış olmasına karşın özellikle çiçek desenli çini işlemelerin çoğu daha sonra Kacar döneminde yapılmış. Cami, iki büyük depremi atlattıktan sonra halen ayakta kalabilmiş sağlam bir yapı olarak dikkati çekiyor. Camiye giriş için 1.500 Tümen ödemeniz gerekiyor. Hemen yanında Şiraz Bazaar (kapalı çarşı) var.

IMG_8059

Şimdi yazımı burada bırakıp size söz verdiğim Kaşkay müziğini dinleteceğim.

Ve beraberinde çaylar: Dinlerken sohbet de edebiliriz.

Not: Bundan sonraki yazılarımın mail olarak gelmesi için sitenin sağ üst köşesindeki kutucuğa mailinizi yazıp gelen maili onaylamanız gerekmektedir. Diğer İran notlarım içinse:

İran Gezi Kitabım

İran Gezi Notları 9 – Tus Şehri (Meşhed)


Meşhed’in Bir Yanı Nişapur Diğer Yanı Tus

Meşhed’deki ikinci günümüzde, yine Nişabur gibi tarihi bir şehir olan ancak günümüze pek bir şeyin kalmadığı Tus şehrine gittik.  Nişabur Meşhed’in güney tarafında (araba ile 20-30 dakika), Tus ise Meşhed’in kuzey tarafındadır (o da arabyla 20-30 dakika). Bu iki güzelliğe bu kadar yakın olmasından dolayı, şehir olarak sevmediğim Meşhed’in sağlam ayakları olduğunu kabul etmek zorundayım.

Nişabur ve Tus İran’ın kadim iki şehri…. Nasıl ki Nişabur dendi mi akla Hayyam ve Attar gelir, Tus dendiğinde de akla İmam Gazali gelir, Firdevsi gelir…

Nişabur’da; Hayyam, dünyanızı süsler ve Attar, ruhunuza hitap eder…

Tus’ta ise; Firdevsi, dünyanıza macera katar ve Gazali, ötekine hazırlar sizi…

Ben böyle bir ilişki kurdum iki şehir ve kalpleriyle ilgili… Genelde insanlar bu dördünden kendilerine iki tanesini seçerler. Ama bilmiyorum ben dördünü birden taşımak istiyorum. Sağ yanımı da sol yanımı da beslemem gerek.

İşte ben, Meşhed’deki ikinci günümün sabahında bu dörtten geriye kalan ikisine varmak için heyecanla kalktım yatağımdan. Davoud ile buluşacaktık önce. Davoud Meşhed’li bir arkadaşım, Horasan Kürtlerinden. Uzun zamandır tanışıyoruz. Meşhed’deki birinci günümüzde bir aksilik çıktı gelemedi. Kendi başımıza dolaştık Nişabur’u ama ikinci gün erkenden gelmişti bizi almak için. Birlikte gittik Tus’a. Uzun uzun anlattı ülkesini, şehrini… Firdevsi’den bahsetti. Kalem alıp izah etti Hafız ve Firdevsi’nin üslup farkını. Ben de buraya yazmak istiyordum amma velakin (veya mamafih:)) into profession olduğundan vazgeçiyorum. Özel bir başlıkta anlatırım belki.

DSC_0115

LC Waikiki reklamlı otobüsümüze sakız parası ücretimizle binip Tus’a doğru gittik. Tus’a varmadan bir yer daha vardı Davoud’un bize göstereceği; Nadir Şah. Fars-Kürt-Türk karışımı bir aileden olan Nadir Şah’ın da önemli bir yeri var bu bölgede. Nadır Şah için modern estetik bir yapı-müze de inşa edilmiş burada.  Mimar Ostad Hosheng Sihun’un eseri olan bu yapı görülmeye değerdir.

DSC_0172 (2)

Daha sonra tekrar otobüse binip Firdevsi’nin aramgahına gittik.

Firdevsi, Farsça’nın şahı, piridir. Simurg’u dağın ardına gönderen adamdır. İran’ın milli tarihinin oluşmasının ve Farsça’nın Farsça olmasının en büyük sazmendidir. Ünlü Şahname‘yi yazandır.  Şahname bir kahramanlık destanıdır. Onda Rüstem vardır, Afrasiab vardır. Okunmalı, bilinmeli hissedilmelidir. Öyle ki Evliya Çelebi onun, Osmanlı ülkesinde kahvehanelerde meddahlar tarafından ezbere okunduğunu rivayet eder.

Benim için ise Şahname daha farklıdır. Çocukluğumdur galiba. Çocukken dinlediğim çoğu masalın asıl kaynağıdır. Her ne kadar anlatıcıları olan halam, annem, ninem bilmeseler de anlattıkları şeyin kaynağının Şahname olduğunu ben şimdi çok iyi anlıyorum onu.

Bunu Firdevsi’nin aramgahında bir kez daha hissettim. Oradaki gravürlere bakarken yanımda Davoud, Farsça olarak bana Şahname’den beyitler okuyordu. Galiba ben onun anlattıklarını ve duvarlardaki sahneleri daha önce görmüştüm. Veya hayal etmiştim çocukken.

DSC_0143

Şehname’den bazı hikayeleri daha sonra anlatmak üzere Firdevsi’den ayrılıyoruz…

Ve beklediğiniz gibi Tus’taki gitmemiz gereken diğer yer: İmam Gazali… İhya-u Ulum-u ed-Din ve Kimya-i Saadet’in sahibi….

Ama… Sanki öyle biri Tus’a değil bu dünyaya bile gelmemiş gibi bakıyor insanlar.  Davoud bizi İmam Gazali’den pek bir şeyin kalmadığını söyleyip en azından bildiğini belirterek yatıştırıyor. Neden kalmamış…?

Çünkü İmam Gazali büyük Sünni alimidir. Bu özet olabilir mi… Yaptığım komplo da olabilir… Daha sonra Türkiye’ye döndükten sonra öğrendim ki İmam Gazali’nin mezarı son yıllarda bulunmuş…

Tekrar Meşhed’e döndük ve bir sonraki şehre yolculuk için hazırlandık.

Sonraki durağımız: (Yazd)

Otobüsümüz Hazır!

IMG_7814

Tüm İran Gezi Notlarım

İran Gezi Notları 2 – Urmiye


İran’ın Kürt direnişçi örgütüne yaptığı baskınları protesto için sınır kapısını kapatan büyük protestocu topluluğu aşıp da kapıya vardığımızda, o an karşı tarafa (İran tarafına) geçişimiz mümkün olmadı. Geri de dönemezdik, protestocuların arasına atmış olurduk ki büyük bir provokasyona  sebebiyet verirdi. Mecburen berbat durumdaki Esendere Kapısı’ndaki pek temiz olmayan binasında birlikte mahzur kaldığımız 5 adet gümrük çalışanıyla beraber binadaki iki bankta sızıp kaldık. Sabah olmasına oldu ama o gece bir hayli uzun geçti. Kabuslar  falan… Sabaha ancak geçebildik karşı tarafa, arkamızda ilginç ve bir o kadar tehlikeli bir gece bırakarak.

İran tarafındayız. Soruluyoruz ; ‘Neden kimse gelmiyor?’ (‘Sizin kahrolasıca rejiminizin zülmü yüzünden’ diyoruz içimizden.) ‘Protestocular kapatmış geçiş yok’ şeklinde basit bir cevabımız oluyor.

Sınırın öte tarafında Urmiye şehrine (Türkiye sınırına en yakın Malatya ayarında bir şehir) gitmek için bekleyen taksicilerden bir miktar paramızı İran riyaline çeviriyoruz. (Aman dikkat!  Paranızın tamamını burada bozdurmayın. Ne kadar pazarlık yapsanız da  daha düşük bir ücrete bozarlar). Ve taksi tutup Urmiye’ye doğru yol alıyoruz. ( Burada taksi tutmak gerekir başka türlü araç bulunmuyor).

Bu ilk girişte dil problemi yaşamazsınız. Buranın halkı Kürt ve Azerilerden oluşur ve Kürtleri dahil tamamına yakını Türkçe konuşabilir. Taksicimiz de aynı zamanda Kürt kökenli Türkçe(Azerice) konuşabiliyordu.

Kürt diyarlarında ki savaş kokusu sınırın öte tarafında da devam ediyordu.  Bir  f arkla; birinde zulüm Türk diliyle, diğerinde Acem diliyle. Birinde Arap alfabesiyle, diğerinde Latin alfabesiyle…

Urmiye Şehri, yarısı Kürt (ki buranın Kürtleri ekseriyetle Sünni mezhebindendir), diğer yarısı Azeri (Azerileinin de tamamına yakını Şii mezhebinden). Azeriler bu şehirde ve ülkenin genelinde dehşet şekilde mezhep baskısı üzerine kurulu olan rejimin en büyük sahipleridir.  Şunu da belirtelim ki, ülkedeki dini kurumlar hep Azerilerin elindedir. Bilindiği gibi bu dini kurumlar, cumhurbaşkanı  Ahmedinejad’ın da üstündedir.

İşte bu ahval üzere, Urmiye şehrinde Şiiler (Azeriler) ve Sünniler(Kürtler) kendi ayrı cami ve mescidlerine sahipdirler…

Şehirle ilgili söylenecek belki çok şey vardır; mesela son iki yüzyılda burada yaşayan gayri Müslimlerden ve onlara yapılan soykırımlardan bahsedilebilir. Ama şehir günümüzde pek bir ahım şahım(!) durumu yoktur.

Her ne kadar çıkmasak da, dağcıların ilgisini çeker belki (tabi cesaretleri varsa), bu şehrin batı taraflarında Türkiye sınırına yakın yerlerinde çok güzel manzaralı dağlar olduğundan bahsedildi.

Başta planladığımız seyahat rotamızı tam tersine çevirip, bu şehirde daha fazla oyalanmadan Azerilerin payıtahtı Tebrize yol almak istiyoruz.

B - Urmiye

Urmiye- Tebriz arasını gündüz bir vakitte gitmek lazımdır. Çünkü dünyanın en büyük tuz gölü olan Urmiye Gölü’nün üzerinden geçilecektir.  Ama gölün durumu içler acısıdır. Son yıllarda hem su seviyesinin düşmesi  ve hem de kirlilik göl için alarm durumu veriyor.

Otobüs ile seyahat ettiğimiz için fazla duramadık buralarda. Ama bu iki şehir arasını taksi ile giderseniz hem gölü daha güzel görmüş olursunuz. Ve hem de gölün öte tarafında çok güze köyler vardır. Oralara da gitme şansınız olur.

Asıl gezimizin başladığı nokta olan Tebriz il ilgili gezi notlarımız için;

İran Gezi Kitabım

 

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 2.379 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: