Gezi Notları; Divriği
Trende odamızın camından güzel Anadolu manzarasına intizar eyleyerek 2 saat rötarın tadını çıkarıyoruz. Dereler… tepeler…istasyonlar…
lak …tak…lak… tak… Divriği’ye varıyoruz saat 10.
İçinden demiryolu geçen yerleşim yerlerinin havası bir farklı olur genellikle, biraz demir kokar, biraz dumanlıdır. Dağ demeye biraz küçük kalan, dört tepenin arasında kalmış bir şehir olan Divriği de böyle kokuyor. İstasyonun etrafında fabrika benzeri birkaç yapı, muhtemelen lojistik ile ilgili şeyler.
İstasyondan Ulu Caminin de içinde bulunduğu tarihi bölgenin olduğu yere yürüyerek gitmeyi tercih ediyoruz(başka seçenek de yok herhalde).
Şehre varıp kahvaltı yapmak için bir yerler ararken pide kokusunu takip edip kendimizi bir fırıncının önünde buluyoruz. Sıcak pidelerimizi alıp hemen yanı başında kahvehaneye dalıverelim. İçerde ortam müthiş, yaşlı insanlar muhabbet ediyorlar. Şiveleri bizim orayı, Çemişgezek i anımsatıyor bana. Hem Çemişgezek de zaten pek uzak değilmiş Divriği’ye ev sahibi sayılırım. Arkadaşlarıma ben rehberlik yapacağım galiba.
Kahvehanede ortada yanan sobanın etrafında toplanmış yaşlı amcaların memleketleri hakkında söylediklerini dinliyoruz biri; ‘Divriği’ye niye geldiz, burda hiçbişi yoğ ki’ bir diğeri ; ‘Niye öle diisin Memet Amca Ulu Cami’miz var ya daha nolsun? Avrupadan , Amerikadan görmeye geliler’ Amcaları bırakıp kendimiz karar verelim diye Divriğinin sokaklarında dolaşmaya başlıyoruz .
Her köşe başında bir künbet görmek bir Selçuklu şehrinde olduğumuzu hatırlatıyor.
Ve Ulu Cami… Selçuklu mimarisinde en önemli tasarım öğesi olan kapıları, ta uzaktan ihtişamıyla göz dolduruyor. Döneminde, bir yapı yapılacağı zaman her şey bittikten sonra sıra kapılara yapılacak müdahalelere geldiğinde tüm diyarlardan en ünlü mimarlar, zanaatkarlar davet edilir. Ve bunlardan bütün hünerlerini sergilemeleri beklenir. İşte böyle bir aşamadan doğmuş Ulu Cami. Öncesinde ve sonrasında başka hiçbir örneği olmayan bir yapıdır Ulu Cami. Ancak yerleşim yeri zamanla aşağılara kaydığı için biraz yalnız kalmış yukarıda. Ayrıca Divriği halkının çoğu Alevi olduğu için de pek kullanılmadığı söylenebilir.
Divriği’de başka neler var derseniz, güzel konakları, bahsettiğimiz künbetler, eski çarşının olduğu yerde ahşap bir cami var ki çok güzel ve sade bir yapıdır. Dibinde gecekondularıyla kalesi de mevcuttur Divriği’nin.
Bayram tatili olmasına rağmen çok ıssız olan Divriği’de görmek istediğimiz yerleri gördükten sonra Kangala geçmek istiyoruz. Akşam 5 ‘te kalkacak olan tek Kangal arabasını beklememek için bir yöntem denemek istiyoruz. Ancak otostop faaliyetimiz başarılı olamayınca geri dönüp minibüs yazıhanesinde beklemek zorunda kalıyoruz. Bizden başka yolcu olmadığı için bizi daha erken bir vakitte küçük bir vasıtayla Kangal’a götüreceklerini söylüyorlar.
Ve nihayet saat 4 gibi Kangal’a doğru yola çıkıyoruz. Bize özel araçla…
Geriye Divriği’den bize kalan bir kaç kare;
Birazcık mola…
Ulu Cami’nin içerisinden…
Ulu Cami Şifahanesi

Cennetin Kapıları…

Selçuklu şehri bellidir…
Divriği’nin şirin sokakları
Divriği Konakları
Harap olmuş kalesi…
Ve başarısız bir veda girişimi…









Lena Umay Divriği Ulu Caminin süslemelerinin Ermeni mimarlar tarafından yapıldığını söylüyordu. Bu ne derece doğrudur acaba bir bilginiz var mı?